Reklam

tarihi çeşme

Aralık 30th, 2011 Yorum Yok »

istanbul Görüntüleri

tarihi cesme4efee878ebb1e tarihi çeşme

-|-

Gelen Arama Terimleri:

  • van gürpınar yukarı kaymaz köyü
  • akay garden cesme aile odasi
  • van bahçesaray sahabileri
  • van bahçesaray da bulunan 18 sahabinin isimleri nedir
  • van bahçesaray bulunan sahabi̇lerr
  • Teramak Köyünde 18 sahabe ve isimleri
  • Teramak Köyünde 18 sahabe
  • efe ittifağı
  • bahçesaraydaki sahabilerin ismlerinedir?
  • bahçesaray karakolu

van ilçesi bahçesaray tarihi

Ocak 30th, 2011 Yorum Yok »

İlçe Tarihçesi
van ilcesi bahcesaray tarihi4efe4550f330a van ilçesi bahçesaray tarihivan ilcesi bahcesaray tarihi4efe45519144c van ilçesi bahçesaray tarihiBahçesaray’ın eski ismi ve halen kendi aralarında kullanmış oldukları ismi Müküs’tür. Müküs Arapça bir kelime olup, Meks kelimesinin çoğuludur. Lügat anlamı; öşürler, borçlar, vergiler ve bunların toplamıdır. Ayrıca toplanma yeri ve üs anlamında da kullanılır.

Bahçesaray’ın tarihi ile ilgili yazılı bilgiler çok sınırlıdır. Zengin bir tarihsel geçmişe sahip olan Bahçesaray’ın bu sınırlılığı, yerleşim merkezlerine olan uzaklığı ve Van gibi önemli bir merkezin gölgesinde kalmasındandır. Bahçesaray İlçesinin Van gölü havzasının klasik ortak tarihi dışında, bilinen özel tarihi IV. yüzyıla dayanmaktadır. Şemsettin Sami Kamus-ul Alam adlı eserinde Dicle Irmağı’nın bir kolunun İskender Kalesi altından çıktığını yazmıştı. Adı geçen ve Dicle Irmağı’nın bir kolu olan Müküs Çayı ilçenin 2 km kuzeyinden çıkar. Bu çayın kaynağının takriben 3 km yukarısında, günümüzde de İskender Kalesi olarak bilinen kale kalıntıları hala mevcuttur.

Rivayete göre; Hz. Ömer Dönemi’nde İslam Orduları’nın Diyarbakır, Farkin ve Ahlât’ı fethettikten sonra Hizan üzerinden Bahçesaray’a girerek bugünkü ismi Yaylakonak olan Teramak Köyünde 18 sahabe, Rumun Dağı’nda 2 sahabe şehit olduktan sonra fethedilmiştir.
Bahçesaray İlçesi’nin tarih içerisinde ilkin Moks adıyla Vaspurakan krallığına ait bir prenslik olarak görülür. Nitekim Abbasi Halifesi Mütevekkil Dönemi’nde de Moks Vaspurakan Şehirleri arasında gösterilmektedir. 847 yılında Moks Prensi Grigor Vaspurakan Kralı Gagik’e bağlılığını bildirirken, 977′de Moks Prensi Zapranik Bizans İmparatoru Basil’e karşı Vaspurakan Krallığı güçleri ile savaşa katılmıştır. 1064 yılında Sultan Alpaslan oğlu Melikşah tarafından fethedilen Müküs, 1548 yılma kadar sırası ile Ahlatşahlar, Eyyubiler, Anadolu Selçukluları, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Safeviler himayesine girmiştir. 1539 yılında Müküs Kanuni Sultan Süleyman’ın Van’ı fethetmesi ile Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine geçmiştir. Ancak Osmanlıların Avusturya kralı ile baş gösteren sorunlarından dolayı Osmanlı Güçleri’nin Van bölgesinden çekilmesi ile birlikte Müküs, tekrar Safevilerin hâkimiyetine girmiştir. Daha sonra 1548 yılında Osmanlı Devletinin Van’ı tekrar almaları ile Müküs bir daha el değiştirmemek üzere Osmanlıların idaresi altına girmiştir.

Tarihi seyri içerisinde Müküs bazen sancak beyliği, bazen kaza, bazen de nahiye statüsünde bulunmuştur. Bu statüleri de dönemsel olarak stratejik önemi ile bağlantılı olmuştur.

Dönemi’nde önemli dikkate değer tek olay, Karkar Sancak Beyi ile Sündüs Yaylasında yapılan kanlı savaştır. Bu savaşta her iki taraftan da yüzlerce insanın öldüğü söylenir. 1810 yılına kadar Müküs tarihinde kayda değer bir olaya rastlanılmamıştır. Bu tarihsel süreçte 1810 yılında Müküs Yönetimi’nin başına geçen Şeyhi Bey, dönemine göre kendini iyi yetiştirmiş ve o zamanın şartlarında çok iyi bir eğitim almış bir kişidir. Şeyhi Bey’in ölümü üzerine Nurevas (Hakkıbey) köyünde yaşayan kardeşi Han Mahmut Beyliğini ilan eder. İlk iş olarak Abbasi Beylerinin tasarrufunda olan Gevaş’a saldırarak ele geçirir. Bu saldırılarda Abbasi Beylerinin aile üyelerinden büyük bir bölümü öldürülür. Han Mahmut merkez olarak Gevaş’ın Pagvas (Kazanç Köyü)’nde bulunan kaleye yerleşir. Müküs’te ise Şeyhi Bey’in oğlu Mutiullah Bey kalır. Han Mahmut kardeşi Han Abdal ile birlikte Mahmudi Beyleri’nin tasarrufunda bulunan Hoşap Kalesi’ni alarak, Başkale’ye kadar olan bölgeyi yönetimlerine alırlar. Han Mahmut bölgede giderek güçlenir. Espayird (Hizan İlçesi hudutları içinde) Tatvan’ı ele geçirir. Botan Emiri Bedirhan Bey ile çatışmalar yaşanır. Han Mahmut 1830 yılında göçebe ve göçer aşiretlerini de arkasına alarak Botan Beyi Bedirhan Bey’e ağır kayıplar verdirir. Daha sonra Hakkâri Beyi Nurullah Bey’in arabuluculuğu

Müküs; Osmanlı İmparatorluğunun 1548 yılında Van Vilayeti’ne bağlı bir sancak merkezine dönüştürülüp yurtluk, ocaklık şeklinde Müküs beylerinden Abdal Han’a verilmiştir. Müküs Sancak Beyliğinde iyi bir idare gösteren Abdal Han’dan sonra yerine geçen Mir Muhammet, nüfuzunu kötüye kullanarak halk üzerinde baskı kurup zulmeder. Halk arasında hoşnutsuzluğun had safhaya çıktığı gibi, merkezi yönetime karşıda yükümlülüklerini yerine getirmez. Ayrıca Şehzade Beyazıt olayında Beyazıt lehine görüş bildirip, tavır almıştır. Bu durum, Mir Muhammet’in kardeşi olan Mir Hasan tarafından Hakkâri Beyi Zeynel ile birlikte, bizzat İstanbul’a gidilerek padişaha bildirilmiştir. Bunun üzerine saray tarafından Van Beylerbeyi Hüsrev Paşa’ya gönderilen emirle konunun incelenerek gereğinin yapılması emredilmiştir. Hüsrev Paşa’nın hazırlamış olduğu rapor üzerine Mir Muhammet görevinden alınır ve Van’da hapsedilir. Boşalan Müküs Sancak Beyliği’ne ise Mir Hasan atanır. Müküs tarihinde çok önemli bir yere sahip olan bu şahsiyet, günümüzde de büyük bir saygıyla anılmaktadır. Mir Muhammet’in 8 yıllık hapis cezasını bitirip Müküs’e dönmesi ile birlikte Müküs’te tekrar huzursuzluklar baş gösterir. Bunun üzerine Mir Muhammet tekrar Müküs Sancak Beyliğine atanır. Eski Sancak Beyi olan Mir Hasan’a ise o zamana kadar Müküs Sancağına bağlı olan Karkar Nahiyesi, sancağa dönüştürülerek yönetimi için Mir Hasan’a verilir. Mir Muhammet sancak beyliğine tekrar getirilmesine rağmen eski olumsuz tavır ve davranışlarından vazgeçmez. Bunun üzerine tekrar sancak beyliğinden alınarak Van Eyaleti’nde hapsedilir. Mir Muhammet’in yerine oğlu Mir Ahmet sancak beyliğine atanmıştır. Mir Ahmet Dönemi’nde önemli dikkate değer tek olay, Karkar Sancak Beyi ile Sündüs Yaylasında yapılan kanlı savaştır. Bu savaşta her iki taraftan da yüzlerce insanın öldüğü söylenir. 1810 yılına kadar Müküs tarihinde kayda değer bir olaya rastlanılmamıştır. Bu tarihsel süreçte 1810 yılında Müküs Yönetimi’nin başına geçen Şeyhi Bey, dönemine göre kendini iyi yetiştirmiş ve o zamanın şartlarında çok iyi bir eğitim almış bir kişidir. Şeyhi Bey’in ölümü üzerine Nurevas (Hakkıbey) köyünde yaşayan kardeşi Han Mahmut Beyliğini ilan eder. İlk iş olarak Abbasi Beylerinin tasarrufunda olan Gevaş’a saldırarak ele geçirir. Bu saldırılarda Abbasi Beylerinin aile üyelerinden büyük bir bölümü öldürülür. Han Mahmut merkez olarak Gevaş’ın Pagvas (Kazanç Köyü)’nde bulunan kaleye yerleşir. Müküs’te ise Şeyhi Bey’in oğlu Mutiullah Bey kalır. Han Mahmut kardeşi Han Abdal ile birlikte Mahmudi Beyleri’nin tasarrufunda bulunan Hoşap Kalesi’ni alarak, Başkale’ye kadar olan bölgeyi yönetimlerine alırlar. Han Mahmut bölgede giderek güçlenir. Espayird (Hizan İlçesi hudutları içinde) Tatvan’ı ele geçirir. Botan Emiri Bedirhan Bey ile çatışmalar yaşanır. Han Mahmut 1830 yılında göçebe ve göçer aşiretlerini de arkasına alarak Botan Beyi Bedirhan Bey’e ağır kayıplar verdirir. Daha sonra Hakkâri Beyi Nurullah Bey’in arabuluculuğu ile Han Mahmut ile Bedirhan Bey arasında ittifak yapılır.

Bu sıralarda Rus Çarlığı ile İngiliz Misyonerleri tarafından bölgede yerleşik konumda olan Hıristiyan Topluluklar arasında yoğun bir propaganda başlatılır. Bu topluluklar içerisinde özellikle Nasturiler sık sık başkaldırmaya başlar. Botan Emiri Bedirhan Bey bölgesindeki seçkin 50 öğrenciyi, eğitim için Bağdat’a göndermek üzere Şemdinli İlçesi’nden yola çıkarır. Yola çıkan öğrenciler Nasturiler tarafından katledilir. Bu olay bardağı taşıran son damla olur. Botan Emiri Bedirhan Bey ittifak halinde olduğu Han Mahmut’u da yanına alarak Nasturilerin üzerine yürür. Batılı Misyonerlerin iddialarına göre bölgede katliam yapılmıştır. Nitekim bu yoğun propagandalar gerek Han Mahmut’un gerekse Bedirhan Bey’in sonu olur.

Tanzimatla birlikte Osmanlı Devlet yönetiminde irsi yönetim biçimleri ortadan kaldırıldığından, 1862 yılında alınan bir kararla Müküs ilçe statüsüne kavuşturulmuştur. Müküs’ün ilk Kaymakamı Derviş Bey’dir. 1902 yılında ise yapılan yeni idari düzenlemeye göre Müküs kaza statüsünden alınıp, Çatak kazasına bağlı nahiye müdürlüğüne dönüştürülür. Nahiye Müdürü olarak ise Müküs Beylerinden Mutiullah Bey getirilir. Bu şahsın Müküs tarihinde seçkin bir yeri vardır. Mutiullah Bey döneminde Müküs’te gözle görülebilecek bir canlılık söz konusudur. Müslüman ve Ermeni Halklarından oluşan nahiyede çok adil bir yönetim sergiler. Mir Hasan Medresesi tarihin en parlak dönemini yaşar. Müküs dışından ünlü bilim adamlar getirtir. Müküs sınırları içerisinde hiçbir yasa dışı olaya izin vermez. Seçkin insanlardan oluşan bir kolluk kuvveti kurar. Bu kolluğun başına da kardeşi Fazıl Bey’i getirtir. Çatak, Hizan(Bitlis), Pervari(Siirt) kazalarında devlete karşı isyanlar yapılmış ise de Mutiullah Bey Müküs’te bu tür bir olayın yaşanmasına asla izin vermez.

Bu güzel ortam 1915 yılına kadar devam eder. Bu tarihten itibaren Ermeni Hınçak Partisi Müslüman ve Ermeni Halklarının arasını açmak için büyük bir gayretin içerisine girer. Bu durum Müküs’te huzursuzluklara neden olur. Rus Çarlığının himaye ettiği, halk arasında Ermeni Fedailer olarak anılan çeteler türer. Bu çetelerin varlığı Müküs ve çevresinde yaşayan halkı da tedirgin eder. Nitekim 1915 baharında Gevaş’ta Ermenilerle Müslümanlar arasında çatışmalar baş gösterir. 1915 yılında Van Vilayeti’nin Rusların eline geçmesi üzerine Mutiullah Bey silahsız olan halka zarar gelmesini önlemek amacıyla, halkının tamamına yakınını Pervari tarafına konuşlandırır. Bu sırada Müküs’ten göç etmeyip köylerinde kalan Müslüman vatandaşların büyük bir kısmı Ermeni Fedai Çeteleri tarafından katledilir, kurtulabilenler ise Müküs’den kaçar. Müslüman Köyleri’nin tamamına yakını yakılıp yıkılır. O günleri yaşayan İlçe merkezine bağlı Köşk Mezrası sakinlerinden Abdulhamit TANKAŞ, "annesi, kardeşleri ve yakınlarının hepsinin katledilmesine bizzat şahit olmuş, o günleri ağlayarak anlatmıştır". 1915 yılının sonbaharında Ermeni Fedai Çeteleri başkomutanı Luto Penvari İlçesi Beğendik Köyü yakınlarında çıkan bir çatışmada öldürülür. Bu durum Ermeniler arasında büyük bir tedirginliğe neden olur. Ermeniler Müküs’ten çekilmek durumunda kalırlar. Bu sırada Mutiullah Bey’in kuzeni Nusret Bey komutasında Milis Kuvvetler oluşturulur. Bu kuvvetler gerek Müküs’ün gerekse Van ve çevresinin Ermeni Fedai Çeteleri’nden temizlenmesinde büyük başarı gösterir. Nusret Bey bu başarılarının karşılığı olarak dönemin Van Valisi tarafından ödüllendirilir. Mutiullah Bey 1920 yılında ölmüştür. Müküs, 1932 yılında Gevaş İlçesine bağlanmış, daha sonra bilinmeyen ve hala anlaşılmayan bir nedenle 1958-1964 yılları arasında Siirt İlinin Pervari ilçesine bağlanmıştır. 1964 yılında tekrar Gevaş İlçesine bağlı bir nahiye statüsüne getirilen Müküs, 1987 yılında 04.07.1987 tarih ve 19507 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak İlçe olarak şekillendirilmiştir. Bahçesaray adında Van İline bağlı bir ilçe statüsünü kavuşturulmuştur.

Diğer tarafdan Kamusul Alamda kazanın her tarafında mevcut olan demir madenlerinden söz edilmekte, bunlardan birinin çok eski devirlerde işlendiğini, diğerlerinin de yüz sene öncesine kadar işlenmekte olduğuna ve şimdi her ikisinin faal olmadığına dair bilgiler vardır

van ilçesi edremit tarihi

Ocak 30th, 2011 1 Yorum »

İLÇENİN TARİHİ

GİRİŞ

Edremit kuruluşundan bugüne; Edremit, Gümüşdere, Sarmansuyu gibi adlar almıştır. "Edremit" ismi, en eski olanıdır. "Gümüşdere" adının neye bağlı olarak konulduğu bilinmemektedir. "Sarmansuyu" adı; Şamram Kanalından esinlenerek konulmuştur. Merkez belediye bu adla kurulmuştur. En son ve kalıcı olarak "Edremit" üzerinde karar kılınmıştır.
Edremit kelimesi Arapça’dan alınmadır. "Erd=yer, met=uzun anlamında. İki hecenin "Erd+met" birleşmesi "uzun yer" anlamı manasına gelmektedir. Başlangıçta "erdmit" olarak telaffuz edilen bu kelime zamanla halk ifadesinde inceltilerek bugünkü "Edremit" adını almıştır.
van ilcesi edremit tarihi4efe453e9b3ef van ilçesi edremit tarihi Edremit’te çeşitli kavimlerin yanında Kaldi Kehaldiler (Urartular), Asuriler, Menuas kavimleri, Semiramis sülaleleri yerleşmiş olabileceği, daha sonraları, doğudan gelen Sasaniler, Müslüman Araplar M.S., XII. yy. ortalarında Van ve yöresini hakimiyetleri altına aldıkları bilinmektedir. Müslümanlarla Bizans Devleti arasında elden ele geçen Van ve yöresinde, Ermeni asıllı beyler de kısa da olsa hakimiyet kurmuşlardır. Müslümanların Bizans’a karşı Selçuklulardan yardım istekleri üzerine (1071), Malazgirt Zaferinden sonra Van ve yöresi Türklerin (Selçuklular)’ın eline geçer.
Van ve yöresinde beyliklerin hüküm sürdüğü, 1387′de Timur’un Van Kalesi’ni zaptı ile beyliklerin son bulduğu (Urartu Krallığı M.Ö. 840-600 yılları arasında hüküm sürmüşlerdir) görülür.

EDREMİT’İN TARİHİ</B>
A) M.Ö. TARİH DÖNEMİ
1. Demir devri-Yontma taş devri
2. Urartular devri
3. Çeşitli kavimlerin geçişleri.
B) M.S. TARİH DÖNEMİ
1. Selçuklular devri.
2. Osmanlılar devri.
3. Cumhuriyet dönemi.
EDREMİT’İN TARİHSEL GELİŞİMİ
Van-Edremit ve çevresi çok eskilere dayanan bir tarihi geçmişe sahiptir. Van’a 18 km. yakınlıkta olan Edremit’in kesin kuruluş tarihi bilinmemekle beraber; Van’ın tarihine ve Menua (Şamram) kanalının yapım tarihine bağlı olarak düşünüldüğünde M.Ö. 900. yıllara uzandığı görülür. Bu tarihlerde Edremit, Urartu Devleti bünyesinde tarih sahnesine çıkar. Başlangıçta demir devrini yaşayan Urartular; Kadembastı’da Şamram kanalının güneyindeki tepede, yerden yüksekliği 10-12 m. olan "Kız Damı" (çevrede Dev Damı diye adlanır) mağarası; içinde sütunlar, ocaklar, güneyden çıkış yolu, kuzey- aşağı tualet kanalı bile oyulmuş. Ancak kime ait olduğu bilinmeyen bu mağara; prehistorik döneme (tarih öncesi) ait olduğu bilinmektedir. Edremit’e yerleşimin bu dönme dayandığının başka bir kanıtı, Şamram Kanalı istinat duvarlarındaki (Hatt-ı çiviler) çivi yazılarıdır.
URARTULAR DEVRİ
Urartulardan öncede çeşitli kavimlerin Edremit üzerinden batıya transit olarak geçtikleri kesindir. Asurlular v.b. çevredeki tarihi eserlere bakılınca, ağırlıkta Urartu’ların Edremit’de hüküm sürdükleri görülür. (Şamramın Kanalı, Alniunu taş ocakları atölyeleri v.b) Aslında Urartu Devleti (krallığı) Asurlular saldırılarına kadar bir bütün halinde yani bir devlet yapısında değildir. Asur saldırılarına karşı birleştikleri ve başlarında Lutipris’in oğlu I. Sarduris’in geçtiği dönemlerde bir devlet görünümü çizmişlerdir. Saldırılar karşısında bütünlüğünü korumasını bilen Urartu’lar Asurlu’lara karşı koyarak Asurlular’ı püskürtmeyi başarmışlardır. (M.Ö. 900. asrın beşinci yarısında.)
van ilcesi edremit tarihi4efe453eb07b9 van ilçesi edremit tarihi Urartular’ın hüküm sürdükleri M.Ö. 900-600. yüzüncü tarihler arasında; uygarlıkta, devlet teşkilatında, dil ve yazıda, yaşayışlarında, yapı ve mimarlıkta, sulamada, tarımda; günümüzde bile büyük bir hayranlıkla izlenen örnekleri akıllara durgunluk vermektedir. Büyük bir hayranlıkla izlenen Urartu Sulama kanalları, Urartular’dan sonra Doğu Anadolu Bölgesinde, Urartu krallığının yapmış olduğu (yeniçağ dahil, hiçbir uygarlık) kadar sulama kanalı, göller ve baraj inşa edilmemiştir. Bundan önemlisi 2800 yılından beri çalışan bu su tesislerinin benzerine, dünyanın hiçbir yerinde rastlanılmamaktadır. İlginç inşa tekniğinin tarihsel gelişimi büyük bir önem taşımaktadır.
Doğu Anadolu Bölgesi, en şiddetli deprem kuşağında yer almaktadır. Bu bölgede bulunan Urartu, Ermeni, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu Beylikler ve Osmanlı Devleti dönemlerine ait anıtsal mimarı yapıların depremlerden büyük ölçüde etkilendikleri görülmektedir. Hele Doğu Anadolu Bölgesindeki Roma ve Bizans dönemi su tesisleri vukuu bulan depremin etkisinden dolayı sanki kartondan yapılmış bir duvar gibi paramparça olmuşlardır. Örneğin Van’ın 10 km, doğusunda yer alan ve günümüzde "Faruk Bendi" olarak isimlendirilen Roma-Bizans dönemi su tesisleri depremden sadece kalıntıları görülmektedir.
Oysa, Urartu sulama yapıları, sanki günümüzde inşa edilmiş kanısını uyandırmaktadır. En büyük örnekleri: “Menua-Şamram kanalıdır.
Urartu krallığının ulaşmış olduğu teknolojik ilerlemenin temelinde özellikle madencilik endüstrisinin göstermiş olduğu gelişmenin çok büyük bir etkisi olmuştur. M.Ö. l. Yüzyılının ilk yarısında Urartu krallığı; Anadolu, ön Asya, dünyanın en büyük madenci toplumuydu. Sulama kanallarının açılmasında, duvarlarında kullanılan milyonlarca m2 taşın çıkarılmasında, kolay ve çabuk işlemesinde önemli bir rol oynadığı ortada, Demirden yapılan yüzlerce; kazma kürek balyoz, kaldıraç (mancılık) murç v.b. araç ve gereçler Urartu’ların maden devri, madencilikte göstermiş oldukları ilerlemeyi kanıtlamaktadır. Hem de iklim koşulları yüzünden yıllık çalışma süresi “5” ayı geçmeyen bölgede (D. Anadolu Böl.) bu kısa çalışma süresi içinde sulama kanalları, baraj ve gölet inşa ediyorlardı.
Urartu mimarlık anıtlarının olağan üstü denilecek ölçüde başarılı bir şekilde inşa edilmesi ortaçağ ve Osmanlı hükümeti dönemi mimarisi ve mühendisliğinde, geleneksel olarak etkilemiştir. 17. yüzyılın ortalarında Urartu krallığının başkentliğini yapan VAN Kalesi’ni ziyaret eden Ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi hem Van Kalesi’ndeki Urartu dönemi kaya işçiliğini büyük bir övgüyle anlatmış, hem de Van’ın çok başarılı mühendisler yetiştirmekle ünlü olduğunu şu cümleyle belirtmektedir.
"Ustad Mühendisleri, yapıcıları vardır ki; benzerleri ancak Sakız’ da ola"

Doğu Anadolu bölgesinde şimdilik iki ünlü sulama kanalı bulunmaktadır. Bunlardan bir yaklaşık "170" yıldan beri bilinmesine karşın yeterli derecede araştırılmayan Menua (Semiramis) Kanalı, diğeri, yakında keşfedilen Ferhat Kanalıdır.
URARTULAR’DA GÖZLENEN FARKLI MEZARLAR VE İNANIŞLAR: (EDREMİT – DİLKAYA HÖYÜĞÜ VE MEZARLIKLARI) ÖLÜ YAKMA
Çeşitli halk topluluklarının ölü gömme geleneğine bağlı olarak gelişmiş olması doğaldır. Ancak Urartu’larda farklı ekonomik yapıdaki kişilere ait mezarlar; kalite ve mimari açıdan da farklıdır. Basit mezarlar toprak ve taş mezarlardır. Dukaya mezarlık alanında görüldüğü gibi. Ölülerin yakılarak bir ÜRNE içine konulması. Yakma daha ziyade fakir halk tabakası tarafından benimsendiği önerileri yaygındır. Dukaya mezarlık alanında aynı oda mezar içinde inumasyon ve kremasyon uygulamasının aynı anda var olduğu kanıtlanmıştır. Oda mezarlarda aynı aileye ait olması olasılığı ve aynı aileden farklı kişilerin farklı şekilde gömüldüklerini arkeolojik bulgular göstermektedir. Oda mezarlarda eski ölülerin iskeletlerinin geriye itildiği, yeni ölülerin öne alındığı, Urartu Krallık öncesi dönemde de yaygın olduğu bilinmektedir. Bulunan mezar tesbitlerinde: Mezarın uzunluğu 3.30 ile 4.50, genişliği 1.50 ile 2.30 m. arasında değişmektedir. Toprak çukurlar içine taş ile örtülmüştür.
Yükseklik 2.5 m. ihtimalinde. Mezarın güney batı dar yüzünde bir dromos yer alır. Dromos ile mezar odası arasındaki dikine duran saltaşı kaldırarak farklı zamanlarda gömme yapmak mümkündür. Ölüye armağan olarak çanak, çömlek gömülür. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan veriler: Urartu mezar mimarisinin, erken demir çağ ötesine gittiği bilinmektedir. Merasimle gömülen ünlülerin betimli adak eşyaları: kemer, miğfer, mühür gibi kişisel eşyalardır.
Ölü Yemeği
Urartu’larda, ölünün gömüleceği mezarın türü ne olursa olsun dini bir merasim olasılığı görülmektedir. Mühür üzerindeki betimlemelere göre, ölü mezarlığa bir tabut veya araba ile getirilmekte, gömülerin mezar kapağından, kabartmalardan anlaşılacağı üzere kurbanlık için, boğa, keçi tercihi görülür. Kesilen hayvanın bir kısmı pişirilerek merasime katılanlara, bir kısmı da çanak ve tabaklarda ölünün yanına konulur. Bu bulgular ilk kaya mezarlık alanında taş ocaklar ve at nalı şeklinde tandırlar bulunarak kanıtlanmıştır
Menua (Şamram Kanalının) Çıktığı Kaynak
Tarihi Şamram Kanalı, Gürpınar ilçesi Yukarı Kaymaz (Mejingir) köyü; (adı geçen bu köy Gürpınar’ın mahallesi olmuştur.) Zernek barajından Gevaş ilçesine giden kanalın kuzey bitişiğindedir. Kaynak sakinleri bu büyük su menbaasına "Başbulak" söylemektedirler. Bu kaynaktan çıkan su, (37×38 m.) büyüklüğünde bir depoya alınmış. Bu depodan bir bölümü Menua-Şamram kanalına, bir kısmı ikinci bir depoya alınmış olup, Van’a içme suyu olarak gitmektedir. Artan üçüncü kısmı ise "Havasor Gürpınar-Gevaş arasındaki ovaya verilmektedir. Depodaki su kireçsiz ve çok soğuktur. Ancak geçtiği topraklardan kireç almaktadır. Kireçsiz olduğunu içindeki taşların beyazlaşmadığına bakarak ifade edebilmekteyiz.
van ilcesi edremit tarihi4efe453ebdaa3 van ilçesi edremit tarihi Menua (Şamram Kanalı Aşağı Kaymaz’da Engil (Dönemeç) Çayı üzerinden geçirilmiştir. Bu Urartu’lar dönemine rastlar. Ne acıdır ki, akıllara durgunluk getiren bu köprü üzerinde yazılı kitabe insanlarımız tarafından bilinçsizce kırılmış, yazı yok olmuştur. Çok daha sonra betondan yapılmış basit bir köprü aracılığı ile su Şamram Kanalına bağlanmıştır.

Gelen Arama Terimleri:

  • 1 beylikler dönemindeki mimari yapılar

van ilçesi özalp tarihi

Ocak 30th, 2011 Yorum Yok »

Genel olarak Özalp İlçesi
Özalp İlçesi 1869 yılında Mahmudiye adıyla bu günkü Saray ilçe merkezinde kurulmuştur. Kurtuluş Savaşından sonra bu bölgeyi düşmandan kurtaran Van Tümen Komutanı Kazım Paşa (Kazım ÖZALP) ‘nın adı Mahmudiye’ye verilerek değiştirilmiştir.

İlçe merkezi 1948 yılında bu günkü Özalp merkezine taşınmış ve burası İlçe merkezi haline dönüştürülmüştür. Kazım Paşa İlçe merkezinin ismi ise Saray olarak değiştirilerek Nahiye teşkilatına dönüştürülmüştür. Eski adı Mahmudiye olan Saray merkezi Kurtuluş savaşının sonuçlanması ve bu bölgenin Rus orduları ile Ermeni çetecilerinden kurtarıldığı tarih olan 1918 tarihinde Kazım Paşa olarak değiştirilmiştir.

Özalp İlçe Merkezinin ismi ise şimdiki mahalle olan Kargali’nin adı ile anılmaktaydı. Bu mahalle o tarihlerde köy teşkilatı durumundaydı.
van ilcesi ozalp tarihi4efe452c123d5 van ilçesi özalp tarihi
İlçe Doğuda İran İslam Cumhuriyeti ile Saray İlçesi, Batıda Van, Kuzeyinde Muradiye ve Çaldıran İlçeleri, Güneyde ise Gürpınar İlçesi ile çevrilmiştir.

Yüz ölçümü 1.392.880 dönüm olup, denizden yüksekliği ortalama olarak 2.100 metre dolayındadır.Kışları soğuk, sert ve uzun, yazları kurak ve yağışsız geçer. Kışın hava sıcaklığı bazen (-35,-40) dereceye, yazın ise (+35) dereceye kadar çıktığı görülmektedir.
van ilcesi ozalp tarihi4efe452c84a87 van ilçesi özalp tarihi
Özalp İlçesi Van İl Merkezine 63, İran İslam Cumhuriyeti Devletine 36, Saray ilçesine 17 Km. uzaktadır.
Tarihçe
İran sınırına 45 km mesafede kurulan Özalp Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Murat Van bölümünde yer alır.Denizden yüksekliği 2100 metredir. İlçemizin Van İline uzaklığı 64 km. dır.Doğusunda İran ve Saray İlçesi Batısında Van Güneyinde Gürpınar Kuzeyinde Muradiye ve Çaldıran İlçeleri ile çevrili olan Özalp. Toplam 2380 k.m. kare yüz ölçümüne sahiptir.İlçemizin toplam 51.876 nüfusla 1 belde , 52 köy ve 20 mezrası vardır.İlçe merkezinin nüfusu 6997”dir.Van’ı ve dolayısıyla ülkemizi İran’a bağlıyan demiryolu ve karayolu ilçe merkezimizden geçmektedir. 1976 yılında meydana gelen çaldıran depremi esnasında Özalp’in kuzey kesiminde ki köylerinde can ve mal kaybı olmuştur.
Bölgede Urartular Persler, Bizanslılar, Emeviler, Selçuklular, sökmenler, Moğollar, Karakoyunlular ve Akkoyunlular değişik zamanlarda hakimiyet kurmuşlardır. Özalp ilçe sınırları içinde halk arasında "gort" diye anılan harabelerde yapılacak kazılarla: tarihte bu yörede hüküm sürmüş medeniyetler hakkında daha gerçekçi bilgiler elde edilebilir. Tarihi eser kaçakçılarının define aramak amacı ile yaptıkları kazılarda mezarların gün doğusu yönünde görülmesi, halk arasında burada yaşayanların güneşe taptıkları kanaatini doğurmuştur.1071 yılında Selçuklu sultanı Alparslan’ın Malazgirt meydan muharebesinden sonra Anadolu’ya girmesi ile birlikte Bizanslılardan kurtulup bir müddet Selçukluların kontrolünde kalan bölge, daha sonra Safevilerin eline geçmiştir.1555 yılında kanuni sultan Süleyman’ın Safevilerin yenmesi ile bölge Osmanlıların hakimiyetine girmiştir.Eski ismi “Mahmudiye “olan sonra “saray“olarak adlandırılan Özalp ,1869 yılında Hakkari sancağına bağlanarak "Kaza" yapıldı. Osmanlıların 19.yy. sonlarına doğru zayıf düşmesi ile birlikte Anadolu’nun her yanında olduğu gibi Özalp’ta da huzursuzluklar baş göstermeye başlamıştır. Yıllar yılı Osmanlının sadık tebaası olarak görülen ve ticari hayatta olduğu gibi devlet dairelerinde de yüksek mevkiler edinen ermeniler, Anadolu’yu parçalamak ve Müslümanları yok etmek gayesini içlerinde gizlemişlerdir. Ermenilerin bu gizli kinleri , bazı devletler şark meselesinin kaçırılmaz bir fırsatı olarak değerlendirildi.Batılı devletlerin desteği de örgütlenen Ermeniler .İngiliz ve Rusların tahriki ile Ortodoks kilisesinin tazyiki neticesinde bölgede bağımsız ermeni devleti kurmak amacıyla kurdukları çetelerle yöre halkına karşı tedhiş hareketlerine başladılar. Daha1311(1895) yılında başladıkları bu tedhiş hareketlerinde Boğazkesen ve Hacıkışlak köyleri arsında dolaşan 12 kişilik silahlı ermeni çetesi , 1 süvari zaptiye onbaşımızı ve bir erimizi yaraladılar.Yine aynı yıl İran’dan mahmudiye ye geçen 60 kişilik Ermeni çetesi ile asker ve aşiret alayı arasında çıkan çatışmada 17 eşkıya öldürüldü.Aşiretlerden Sekizi şehit oldu ve üç kişide yaralandı.Boğazkesen ve Hazara (Kırkçallı) arasında 5 eşkıya öldürüldü.1312 (1896) yılında İran sınırından mahmudiyeye bağlı Tekori (Dorutay) nahiyesinin Ahorik (Tulgalı) köyüne geçen 40-50 kişilik Ermeni eşkıyası takip edilmiş ve 4 kişi öldürülmüştür.Bu çatışma da asker ve aşiretlerden ise 4kişi yaralandı.1313 (1897) yılında İran’ın Hoy , Mako , ve Salmas köylerinde toplanan 2500 Ermeni fedaisinin Bergiri (Çaldıran) ve Mahmudiyedeki Hamidiyede alayları ile çatışmak üzere emir bekledikleri haber alınmıştır.Bu Ermeni çeteleri Rus subayları tarafından eğitilmiş ve Rus silahları ile teçhiz edilmişlerdir.1914 yılında Özalp Jandarmasınca yakalanan 2 casustan Van da isyan çıkarılacağı öğrenilmiş ve akabinde 1915 yılının Mart ayı başlarında taşnak çeteleri Mahmudiye’nin köylerine baskınlar düzenleyerek 50 ‘yi aşkın köylüyü insanlığı utandıracak bir biçimde hunharca katletmişlerdir.Van’dan çıkan Ermeni eşkıyasının 286 kişilik grubun Mahmudiyenin Milan ve Şemsıki aşiretlerine saldırması sonucu bu mahsun Müslüman halktan 39 kişiyi şehit etmişler ve 38 kişiyi de yaralamışlardır. Mirkehi (Sarıköy) köyünden Mollahasan adındaki muhtar ile arkadaşları Ruslara öncülük eden Ermeni çetelerine karşı silah kullanmadan teslim oldukları halde, bunlardan 7 Erkek, 12 Kadın ve 18′i Çocuk olmak üzere toplam 37 kişiyi koyun boğazlar gibi boyunlarından keserek şehit etmişlerdir. Köylerdeki kız ve gelinleri bir tarafa ayırıp beraberlerinde götürmüşlerdir.
Öte taraftan Ahurik ( Tulgalı ) ve Avzerik ( Bakışık ) köyleri arasında elleri bağlı ve tenasül uzuvları kesilerek ağızlarına konulmuş Dört Müslüman’ın cesedi bulunmuştur. Asteci ( Tepedam ) köyünde Kemo adındaki şahsın Zeliha isimli eşi tandır başında ekmek pişirirken ermeniler çıkagelmişler ve Zeliha’nın 6 yaşındaki çocuğunu ateşe atarak gözleri önünde pişirmişler ve kendisine yedirmek istemişlerdir.Kadının bu iğrenç ve iğrenç olduğu kadar korkunç olan teklifi reddetmesi üzerine onunda bir bacağını tandıra sokarak yakmışlardır.
Bir Ermeni’nin ifade ediş şekli şöyle idi:"Asırlarca ümitle oyalandık, çok uyuduk, bu gün ise güler yüzlülük hissediyoruz. Ümidin gerçek safhalarını çok yakında görüyoruz. Kanlı alınla bizi kucağına alan hürriyettir, korkma sen ey ermeni Van artık hürdür."
İşte böyle rüyalarını ve hürriyetlerini, kanlarımızın, feryatlarımızın ve çığlıklarımızın üzerine kurmuşlardı. Onlar için mutluluk bizim için azap olmalıydı. Katliam, tecavüz, yağma, kundaklama, bütün bunlara katlanamayan Özalp’lılar çareyi Anadolu’nun sıcak bağrına doğru göçte buldular. Eskilerin deyişi ile "Muhacirlik" başladı. Yükte hafif pahada ağır eşyalar sırtlandı. Uzun, hırçın ve tehlikeli bir yolculuk ile birlikte zulümden kaçışın macerası başlamıştı. Açlık sefalet ve çaresizliği geride bırakıp emin ellere varmanın güzel rüyası ile yola koyuldular. Kimi anne çocuğunu "Hasan Keyf’te " dünyaya getirdi, kimi Sivas’ta kimi Konya’da, kimi anneler daha ilk solukta yavrularını karlı çamurlu dağlarda toprağa emanet etmek için tırnakları ile kazdılar toprağı, gözü yaşlı ve bağrı yanık anneler evlatlarına ağıt bile yakamadılar. Zira kahpe ermeni zulmü yakmıştı. Sinelerine, ağıtlar, açlık, sefalet ve ölüm girdaplarındaki hıçkırıklar arasında boğuldu, kayıp olup gittiler.
3 Nisan 1918 yılında Kazım ÖZALP komutasındaki Türk birliğinin gelişi ile Özalp ermeni işgalinden destansı bir mücadele ile kurtarıldı. Özalp’in düşman işgali ile birlikte göç eden halkın büyük bir çoğunluğu dünyaya gözlerini açtıkları ve buram buram toprak ve vatan kokan kendi topraklarına yeniden döndüler. 1948 yılında ilçe merkezi Saray’dan Kargallı ( Karagalı ) ya taşındı ve yeni ilçe merkezine Özalp ismi verildi. İlçe merkezi taşınmadan önce köy hüviyetinde olan Kargallı bugün ilçe merkezinin güneyinde ve küçük Özalp çayının ayırdığı ( Eskiden beri bu ad ile anılan ) mahalleye isim olmuştur.
Kargallı isminin nerden geldiği bilmemekle beraber, Bulgaristan’ın Dobruca kentinde "Kargalık" isimli köye rastlanması oldukça ilginçtir. Bu bulgu "Orta Asya’dan" Kavimler kapısı denilen ve Hazar Denizinin kuzeyinden geçerek Bulgaristan dolaylarında yerleşen Türkler ile Hazar Denizinin güneyinden inerek Anadolu’ya göç eden ve bu topraklara Malazgirt savaşından önce yerleşenlerin aynı kaynaktan deldiklerine bir işaret olarak kabul edilebilir.

KAZIM PAŞA (KAZIM ÖZALP) KİMDİR ? (1882-1968)
Kurtuluş Savaşımızın Komutanlarından, Cumhuriyet devri devlet adamlarından olan Kazım Paşa, 1882 tarihinde Köprülüde doğdu. Birinci Dünya Savaşından Van’da Seyyar Jandarma Tümenini kurdu. Dilman, Rumiye, Katar, Hoy, Saray bölgelerinde Ruslara karşı savaşarak büyük yararlıklar gösterdi. 1917′de Miralaylığa terfi edince Kafkas Tümenleri Komutanlıklarında bulundu.
van ilcesi ozalp tarihi4efe452cdd619 van ilçesi özalp tarihi
Trabzon’un, Batum’un Ruslardan geri alınması harekatını başarıyla sonuçlandırdı. 1919′da Yunanlıların İzmir’i işgalleri sırasında izinli olarak orada bulunuyordu. Gizlice Balıkesir’e giderek 61. Tümen Komutanlığını üzerine aldı. Bundan dolayı İstanbul Hükümetince askerlikten çıkarıldı, hakkında idam hükmü verildi. Balıkesir bölgesinde Kuva-yı Milliye teşkilatını kurdu. 1920′de Büyük Millet Meclisine Karesi (Balıkesir) mebus olarak katıldı. Büyük Millet Meclisi tarafından İzmir Kuzey Cepheleri Komutanlığına, daha sonrada Kocaeli Grup Komutanlığına getirildi. Sakarya Savaşındaki başarıları üzerine Tuğgeneral oldu. Büyük Millet Meclisi tarafından Milli Müdafaa Bakanlığına getirildi. Büyük Taarruzdan sonra Korgeneral oldu. 1924′te Meclis Başkanı olarak seçilen Kazım ÖZALP, 1935′te ikinci kez Milli Müdafaa Bakanlığı görevini aldı. 1943′te CHP Meclis Grup Başkan Vekili oldu. 1950′de Van Millet Vekili seçildi. 1954′te siyasetten çekilen Kazım Paşa’nın mezarı Ankara-Cebeci Askeri Şehitliğindedir. "Milli Mücadele 1919-1921" adı altında toplanan anıları Türk Tarih Kurumu tarafından 1917′de yayımlandı.

Gelen Arama Terimleri:

  • van özalp
  • van özalp ilçesi
  • van ilçesi çaldıran
  • van özalp tarihi
  • doğu anadolu bölgesinin turistik yerleri
  • van dorutay jandarma karakol komutanlığı
  • van ilçeleri
  • van saray tulgalı köyü

Tatil Kent

Tatil Rehberiniz

firma ekle

Web Analytics




Turizm ve Ulaşım Turistlik yerler