GELMEK İSTEYENE DUYURULUR ADIYAMAN’A ULAŞIM Karayolu: Adıyaman‘a karayolu ile Gaziantep, Şanlıurfa, Malatya, Kahramanmaraş ve Diyarbakır olmak üzere beş güzergahtan gidilir. Adıyaman’ın Gölbaşı ilçesi tam bir kavşak yeri olup, Malatya Kahramanmaraş – Gaziantep karayolu ulaşımı Gölbaşı üzerinden sağlanır.
Adıyaman Otogar Tel : (+90-416) 216 35 35
Demiryolu: Demiryolu ulaşımı da Gölbaşı ilçesinden yapılmakta olup, Malatya – Fevzi Paşa demiryolu bu İlçeden geçmektedir. Adıyaman Tren İstasyonu Tel: (+90-416) 781 60 80
Havayolu: Adıyaman Havalimanından tarifeli uçak seferleri bulunmaktadır. Adıyaman Hava Limanı: (+90-416) 244 20 02
Baraj Ulaşımı: Adıyaman’dan geçen, Şanlıurfa, Diyarbakır dahil Güneydoğu illerini birbirine bağlayan karayolu, Gerger İlçesine bağlı Güzelsu köyündeki feribot seferleri ile Şanlıurfa ve Siverek İlçesi’ne bağlanır.Adıyaman ile İlgili Haritalar:
Muhammet neslinden,Şah_ı Veliden
Hem Ebu Bekir’den,Hem Hüseyin’den Zarif ve inceden,nurdan bir beden Sultanlar sultanı pir Abdulbaki Abidler içinde bir Abdulbaki……….
Ecdadı erbabın irfan yolundan Nakşi dergahının,Halidi kolundan İrem bahçesinin,eşsiz balından Sultanlar sultanı pir Abdulbaki Aşıklar içinde şir Abdulbaki……
Kırklar,yedi’lerin sultanı sensin Gavs’lar meclisinin seyda’sı sensin İlim deryasının,ummanı sensin Sultanlar sultanı pir Abdulbaki Arifler içinde mir Abdulbaki…….
Sofi’lerin nezlinde dergah kurdular Tüm acizler divanında bulunur Her sokağa bak;adın sorulur Sultanlar sultanı pir Abdulbaki Lütfunla rüyama gir Abdulbaki…. menzil ekmeği Yozgatta Ahmed Efendi diye bir mürşidi kamil zat var idi.
2002 yılında vefat etti. Allah rahmet eylesin.
Rahmetli Seyda Hazretleri k.s.a zamanında Kırşehirde bir sofinin akrabaları gelip sofiye Yozgatta Ahmed Efendiyi ziyarete gideceklerini söylüyorlar.
Sofininde gelmesi için ısrar ediyorlar.
Sofi muhabbetim kayar korkusuyla gelmek istemesede israrlara dayanamayip gitmeyi kabul ediyor.
Ahmed Efendinin huzuruna çıkınca, sofi arkalarda bir köşeye sinip göze batmak istemiyor.
Amma Ahmed Efendi direk sofiye, "sen nereye bağlısın evladım" diye soruyor.
Sofide, "ben adıyaman menzilde Seyda Hazretlerine k.s.a bağlıyım".
O zat sofiye, "O Seyda nasıl bir seydadır sen bilirmisin o menzil nasıl bir yerdir sen bilirmisin" deyip devam ediyor
"Bize menzilden senede iki tane ekmek gelir biz o ekmeği ufak ufak doğrar çorbamıza, aşımıza, talebelerimize, müridlerimize, maddiyatımıza, manevitamıza kullanırda bir sene o iki ekmekle idare ederiz".
Sofide içinden "biz bir defada iki ekmek yiyoruzda karnımız bile doymuyor" der.
Mübarek Zat anladım der gibi sofiye bakıp tebessüm eder.
menzil çorması
- Bu mübarek çorba, öyle bir çorbadır ki;masum çocuklar bu çorbanın tadını bir kez aldılar mı artık onun lezzetini,maddi manevi kokusunu,tadını bir daha unutamazlar.Bir zaman bir kız çocuğu bu menzil çorbasını memleketinde bir yerde görüyor.Aniden başlıyor ağlamaya.’’Anne,ben menzil çorbası istiyorum,anne ben menzil çorbası istiyorum’’diyerek ortalığı kırıp geçiriyor.Annesi ne yapsa ne dese çocuğu bir türlü yatıştıramıyor.Sonunda menzil çorbası yapmak zorunda kalıyor.Çorbayı yapıp çocuğun önüne getiriyor.Fakat çocuk çorbadan bir kaşık alınca,bunun tadı menzil çorbasına benzemiyor diye tekrardan başlıyor ağlamaya.Annesi tekrar deniyor,ama yine beğendiremiyor.Üçüncü,dördüncü defa yapıyor nafile,çocuk bu menzil çorbası değil diyerek yırtınmaya devam ediyor.Nihayet annesinin son yaptığı çorbayı;’’bu biraz benzedi ‘’.diyerek içiyor ve susuyor.
- Gerçekten çok ilginç bir olay,Hatice.Küçücük bir çocuğun bu denli ısrarla çorbayı istemesi,ona özlem duyması,çok garibime gitti.Peki kardeşim,ne var bu çorbada böyle? İnsanlar niçin bunun eşini başka bir yerde bulamıyor.Bu tad niye bu kadar cezbediyor.Bunları açıklamanı istiyorum.
alıntı
HIDIRELLEZ YA DA ADIYAMAN’DA SULTAN NAVRIZI (SEHRE)Hızır ve İlyas (a.s.)’ın her bahar başlangıcında buluştuklarına inanılan, miladi takvime göre 6 Mayıs, Rûmî takvime göre ise 23 Nisan’a rastlayan güne verilen isimdir.
Söz konusu günde, Hızır ve İlyas (a.s.) buluşarak sohbet ederler. Ve bu günlerde vakitlerini Allah yolunda olmanın ve birlikteliklerinin verdiği sevinçle kuvvet bulurlardı.
Hızır(a.s.)’nın Allah’ın lütfu ile dolaştığı yere yeşillikler çıkar, çorak yerler çiçeklere bezenirdi. İşte bu olaya dayanarak, halk zamanla bu günlerde buluşup, Hızır ve İlyas (a.s.)’ın geleneğini sürdürmek amacı ile özel anma ve dua günleri tertip eder olmuşlar.
Ancak bu, zamanla asli hüviyetinden çıkarılarak, günümüzde olan şekliyle HIDIRELLEZ adını almıştır.
Günümüzde kullanılan manası ise, insanların kıştan kurtuluşlarının bir işareti ve bahar güneşinden faydalanma, piknik yapma, stres atma, eğlenme, nişan, düğün, sünnet törenleri tertip etme, uğursuzlukları giderme, adakta bulunma gibi düşünceleri gerçekleştirme amacıyla gelenekselleşen bahar bayramı inancıdır ki; bu tür bir inanç sonradan ortaya çıkmıştır.
Adıyaman merkezinde kutlanılan bahar bayramının adı, "SULTAN NAVRIZI" ya da "SEHRE" dir.
Kutlama tarihi de, Rûmî takvime göre 6 Mart, Milâdî takvime göre ise 21 Mart günüdür.
"Sultan Navrızı" kutlamaları için şehrin iki ayrı mekanı kullanılmaktaydı. Bunlardan birincisi ve en kalabalık olanı, şimdiki Devlet Hastanesinin Kuzey tarafında, Karadağ’a yakın "NAKIBIN HAVIZI" denen düz, yeşil, su ve küçük bir havuzun bulunduğu açık bir alandı.
İkinci mekan ise, bugünkü Atatürk Şehir stadının Güney tarafında bulunan "YEDİ GARDAŞ" adındaki ziyaretin bulunduğu mekandı.
Söz konusu gün gelmezden bir hafta-10 gün öncesinden hazırlıklara başlanır, çiğ köfte (Etli Köfte) için et siparişleri kasaba bir hafta 10 gün öncesinden verilirdi. Çünkü o günün öğle yemeğinde hemen herkes çiğ köfte yapacağından, köftelik et’e talep çok olmaktaydı.
SEHRE’ye gitmezden bir akşam önce, annelerimiz, daha önceden suda ıslattığı nohutları ekmek sacının (tandırın) iç kısmında ateşte kavurur, bu kavrulmuş nohutlar çerez olarak yenmek için hazırlanırdı.
SEHRE’de sabah kahvaltısında yenilmesi için bir hamur işi olan "BEKMEZLİ TAPLAMA" yapar hazırlarlardı.
Hazırlanan nevaleler sepetlerle, torbalarla ve bez sofralarla çıkınlar yapılarak eğlence yerine taşınırdı.
Eğer bu günü kutlayanlar içinde nişanlı bir kız varsa, kızın ailesi o günün ağır yemeklerinden olan pirinç pilavı ve Bekmezli Taplama mutlaka yapar, damat tarafı da gelin olacak kızın boynuna bir elbiselik kumaş atarlar. Halk arasında buna "Gelinin boynuna top atma" denirdi.
Ayrıca bekar gençler için de bu gün çok önemli idi. Çünkü bu gençler, gelir, gizliden gizliye ideallerine göre bir kız bakıp beğenmeye çalışırlar, nişanlı olan gençler de, uzaktan nişanlılarını süzmeye çalışırlardı.
O gün insanlar yemek olarak, sabah kahvaltısına bekmezli taplama, öğle yemeğine günün vazgeçilmezi olan etli köfte başta olmak üzere, kavırmalı küfte, ö’r küfte, sovuh küfte, guzı sümıdı küftesi, mercimeklı küfte, karıştırmalı aş… gibi yemeklerin yanısıra; ne’necük, yarpız, çıldırım, gazayağı, ebekömeci gibi otlarla yapılan "MANCA" lar, yani salata çeşitleri yapar, ayran ile birlikte yer-içerler.
Herkes yapmış olduğu yemeklerden birbirlerine ikram eder, bu şekilde tatlı bir karnaval havası yaşanırdı.
Baharın habercisi olan "NAVRUZ ÇİÇEĞİ" ni toplamak için, gençler dağlara tırmanır, topladıkları navrızları da önceden ikiye yarmış oldukları bir çubuğun arasına özenle dizer, öylece getirirlerdi. Kimi satar, kimisi yer ve ikram ederdi. Kimileri yine aynı şekilde, ellerinde bıçaklar veya ucu sivri çubuklarla kenger toplarlardı.
Karnını doyuran "Ya yiyip yatmalı, ya da yedi adım atmalı." Atasözü gereğince, ya da "Ekmek hıdır, yi gudur" özlü sözünde belirtildiği gibi… kimi yan gelir yatar, kimileri de "Hümbek, pabıç çarpmaca, çırçımba, elım, üç adım, gırcik, top yandı, birliğim birlik, (Kırtına) gülle, ip hoplama, çızğı, çelik-çomah… gibi oyunlara dalar giderlerdi.
Akşam güneş batımına doğru, fazla karanlık olmadan, daha çok yaya olarak herkes, günün tatlı yorgunluğu içinde bir bir evlerine dönerlerdi