Reklam

aksaray acemhöyük tarihi

Aralık 3rd, 2010 Yorum Yok »
Aksaray-Yeşilova Kasabası (Acemhöyük)

Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olan Acemhöyük, Aksaray İl merkezinin 18 km. kuzeybatısında, Tuz Gölünün güney kıyısı yakınındaki Yeşilova Kasabası içindedir. Yerleşim yeri, 700x600x20 m3 hacimdeki höyük ve onu çevreleyen Aşağı Şehir’den oluşur.

Acemhöyük’de, Prof. Dr. Nimet Özgüç başkanlığında 1962 yılında başlanan kazılar, Samsat kurtarma kazılarının ivediliği nedeniyle 1984-1987 yıllarında verilen ara dışında 1988 yılına kadar sürdürüldü. Açığa çıkarılan anıtsal yapılar buluntuları ile birlikte arkeoloji dünyasına tanıtıldı. 1989 yılından beri Prof. Dr. Aliye Öztan başkanlığında devam ettirilen kazılara T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı, Ankara Üniversitesi ve Türk Tarih Kurumu maddi katkı sağlamaktadır.

Prof. Dr. N. Özgüç yaptığı kazılarda, höyükte Eski Tunç ve Asur Ticaret Kolonileri Çağlarına ait en az 12 katın varlığını, Aşağı Şehrin ise sadece Asur Ticaret Kolonileri Çağında iskan edildiğini saptadı. Kent, Eski Tunç II (M.Ö. 2500) döneminden itibaren giderek gelişir ve en parlak dönemini Asur Ticaret Kolonileri Çağında yaşar. Bugün için nedeni bilinmeyen şiddetli bir yangın III. kat zamanında, M.Ö. 18. yüzyılda, kentin tamamını sarar ve onun bu parlak dönemine son verir. Kent, bu felaketten kurtulanlar tarafından iki kez daha inşa edilir ve M.Ö. 1700 yıllarında tamamen terk edilir. Uzun bir aradan sonra, höyüğün batı ve güney yükseltilerinde yoğunlaşan son yerleşmeler M.Ö. 6. yüzyıldan başlayarak Roma devri başlarına kadar sürer. Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran seferi sonrasında, İran Azerbaycanından bölgeye getirilen gruplardan üç oba höyüğün eteklerine yerleşir. Acemhöyük adı da bu son yerleşenlerden gelir.

Asur Ticaret Kolonileri Çağında yerli krallar tarafından yönetilen ve ticaretin de başkenti olan Kaniş-Neša’da ele geçen çivi yazılı belgeler devrin politik, ekonomik ve sosyal yaşamı hakkında önemli bilgiler verir. Bu belgelerde sözü edilen çok sayıdaki kentten sadece üçü ”Büyük Kral” tarafından yönetilir. Acemhöyük’ün de bunlardan biri olduğu şüphesizdir. Büyük Kral, höyüğün güney kısmında yer alan Sarıkaya Sarayında oturuyordu. 3600 m2 lik bir alana oturan, iki katlı, günümüze kalmış alt katında 50 odası bulunan bu saray çağının Anadoludaki en iyi korunmuş ve en zengin buluntulara sahip yapısıdır. Ayrıntılar dışında inşa tarzları, plan ve küçük buluntuları bakımından Sarıkaya Sarayına çok benzeyen ikinci anıtsal yapı saraydan biri höyüğün kuzeyindeki Hatipler Sarayıdır. Saraylar gibi kerpiç ve ahşaptan inşa edilen diğer iki büyük yapıdan biri höyüğün batısında, diğeri sarayların arasında, höyüğün orta kesimindedir. Her ikisi de resmi işler dışında kullanılmış hizmet binalarıdır. Höyüğün kuzeybatısında, Hatipler sarayının batısında her biri 2-2.30 m. çapındaki 12 fırın, çevresindeki mutfaklarla saraylara hizmet veriyordu.

Acemhöyük’ün Asur Ticaret Kolonileri çağındaki ilişkileri ve zenginliği şüphesiz saraylarındaki buluntularla anlaşılmaktadır. Büyük kısmı Sarıkaya Sarayının üç odasında depolanmış bullalar (mühürlü kil topaklar) Acemhöyük’ün politik ve ticari ilişkilerinin olduğu bölge ve kişileri tanıtır. Baskıların çoğu Anadolu/Yerli stildeki damga mühürlere, diğerleri Eski Asur, Eski Babil ve Eski Suriye stillerine aittir. Bunlar arasında Asur Kral I. Šamši-Adad’a (M.Ö. 1809-1776), çağdaşları Mari ve Sım’al oğulları ülkesi kralı Yahdun-Lim’in kızı prenses Nagihanum(?)’a, Kargamış Kralı Aplahanda’ya ait olanlar birer tarihi belge niteliğindedir.

Sarıkaya Sarayının lüks eşyaları arasında fil ve suaygırı dişlerinden yapılmış yatak, taht gibi mobilya parçaları, oyun tahtaları, aplik ve kutular yer alır. Bu eşyalar heykelcikler, kabartmalar ya da çizilerek yapılmış motiflerle bezenmişti. Bazı örneklerde günümüze kadar korunmuş kırmızı boyalar, altın kaplamalar bu eşyaların ne denli göz alıcı olduklarını gösterir. Başları altında çevrelenmiş lapislazuli kakmalı tunçtan, en önemlisi altından iki kat daha değerli olduğu bilinen, demirden çiviler bu eşyalara renkli bir görünüm de kazandırır. Acemhöyük’de ele geçen işlenmemiş, yarı işlenmiş ve atık fildişleri bu gözde eşyaların bir kısmının yerli atölyelerin ürünü olduğunu kanıtlar. Obsidiyen ve kaya kristalinden yapılmış vazo, kadeh, hayvan biçimli içki kapları; altın iplikle işlenmiş boncuklarla süslü kumaş kalıntıları saraydaki renkli yaşamın diğer izleridir.

Acemhöyük’ün bu gönence erişmesindeki en büyük etken Bolkardağ, Aladağ gibi zengin maden yataklarına yakın olmasıdır. Büyük olasılıkla maden ticaretinde de söz sahibi konumdadır. Sarıkaya Sarayı ve onunla çağdaş konutlarda ele geçmiş gümüş ve bakır külçeler gerektiğinde para yerine kullanılmak ve bazı alaşımlarla madeni eserlerin üretilmesi için depolanmıştı. Külçelerin tartılmasında çeşitli birimlerde hazırlanmış taş ağırlıklar kullanılıyordu. Altın, gümüş, tunç, bakır, kurşun gibi çeşitli metallerden yapılmış süs eşyaları, silahlar, tanrı/tanrıça figürinleri kentte ele geçen madeni eserlerin çeşitliliğini gösterir. Körük, pota, döküm kalıbı gibi madencilik gereçleri bu eserlerin çoğunun yerli atölyelerde üretildiklerini kanıtlar.

Şehir halkının yaşam biçimine ışık tutacak bulgulara höyüğün kuzeybatısında ve Aşağı Şehir’deki kazılarda raslandı. Kenti bütünüyle kaplayan sokaklar meydanlara bağlanmaktaydı. Araziye uygun olarak, kimi zaman eğimli sokaklar 2-4.5 m genişlikteydi. Toprak yollar, çamurdan kısmen olsun arındırılmak için çanak kırıkları, çakıl ve kemik parçaları ile döşenmişti. Kil borularla bazı yerlere ulaştırılan su ve taş kaplı atık su kanalları alt yapı sistemini oluşturuyordu. Sokakların iki yanında yer alan kerpiç konutlar 2-5 odalı, yamuk, dikdörtgen ya da kare planlıydı. Yakın çevrede kaynağının olmaması nedeniyle taş temel çok ender olarak kullanıldı. Buna karşılık temeller çoğu zaman ardıç, karaçam, meşe, şimşir gibi ağaçlardan kesilmiş hatıllarla desteklendi. Bu ağaçlar M.Ö. 2. binin ilk çeyreğinde Acemhöyük çevresinin bitki örtüsünü öğrenmemizi de sağladı.

Ölü gömme adetlerine ilişkin veriler yerleşim yerinden ve mezarlık alanından elde edildi. Yerleşim yerinde evlerin tabanları altında çoğu bebek ve çocuk, ender olarak da yetişkinler doğrudan toprağa ya da küplere gömüyordu. Kentin büyüklüğü ve nüfus yoğunluğu çoğu ölünün yerleşim dışındaki mezarlıklara gömüldüğünü gösterir. Bu mezarlıklardan birisi höyüğün 500 m. güneydoğusundaki Sn. Enver Arıbaş’ın bahçesindeydi. Arıbaş adıyla anılan bu mezarlıkta ölüler iki farklı yöntemde, yakılarak veya ceset olarak gömülmüştü. Mezar tipi olarak basit toprak ve küp kullanılmıştı. Yakılan ölülerin külleri ve arta kalan kemikleri toplanarak ya çeşitli kapların içine konuluyor ya da doğrudan toprağa kazılan küçük çukurlara dolduruluyordu. Mezarların hemen hepsinin içine ve (veya) dışına pişmiş toprak, taş, kemik, fildişi, tunç, kurşun ve altından yapılmış çeşitli kaplar, süs eşyaları, kutular, aplikler ve mühürler ölü hediyesi olarak bırakılıyordu.

Acemhöyük, Asur Ticaret Kolonileri Çağındaki adı konusunda gizemini bugün de korumaktadır. Amacımız sürdürülecek kazılarla daha fazla bilgi ve belgeye ulaşmaktır. Böylece Anadolu’nun altın çağının yaşandığı bu dönemin bilinmeyenleri aydınlatabilecektir. Hedeflerimizden bir diğeri mimarlık ve mühendislik tarihi bakımından da önemli bir anıt olan Sarıkaya Sarayını hazırlanmış projesine uygun olarak bir koruma örtüsü altına almaktır. Böylece saray, bir taraftan kötü hava koşullarından etkilenmeyecek ve gelecek kuşaklara iyi bir durumda aktarılacak, diğer taraftan bir açık hava müzesi olarak Türkiye turizminin hizmetine girecektir.

Kaynak.Prof. Dr. Aliye Öztan -AU-DTCF

Gelen Arama Terimleri:

  • acemhoyuk tarihi
  • aksaray acemhöyük geçmişi
  • aksaray acemhöyük tarihi bilgi

acemhöyük kazılarından çıkan eserler

Aralık 3rd, 2010 Yorum Yok »

40552197vb7 acemhöyük kazılarından çıkan eserler

54600747mg9 acemhöyük kazılarından çıkan eserler

74296078oe5 acemhöyük kazılarından çıkan eserler

img1097uk5 acemhöyük kazılarından çıkan eserler

img1099sf3 acemhöyük kazılarından çıkan eserler

Gelen Arama Terimleri:

  • acemhöyük

acemhöyük en eski maden merkezi

Aralık 3rd, 2010 Yorum Yok »

Acemhöyük en eski maden merkezi
En eski maden merkezi

Anadolu’nun 4 bin yıl önce en gözde maden üretim merkezinin, Aksaray’ın Yeşilova beldesinde bulunan Acemhöyük olduğu bildirildi.

Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aliye Öztan yaptığı açıklamada, Acemhöyük’teki kazıların 1962 yılında Prof. Dr. Nimet Özgüç başkanlığında başladığını ve 1984-1987 yılları arasındaki 4 yıllık kesinti dışında 1988′e kadar sürdüğünü söyledi.
Öztan, kazıların 1989 yılından itibaren de kendi başkanlığında yürütüldüğünü belirterek, 41 yıldır süren kazılarda Akad ve Hitit yazıtlarında adı geçen Asur kenti Puruşhattum’u ortaya çıkarmaya çalıştıklarını bildirdi.
Kazılarda Asur ticaret kolonilerine ilişkin yapılar saptandığını ifade eden Öztan, ‘Bugüne kadar MÖ 2600-1700 yılları arasına tekabül eden 12 tabaka çıkarıldı. Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri olan Acemhöyük’te, Sarıkaya Sarayı, Hatipler Sarayı, evler, damga ve silindir mühürler, çeşitli bezeme ve biçimlerde çanak çömlek, kumaş izleri ve boncuklar, altın süs eşyası, fildişi yapıtlar ve oyun tahtası gibi buluntular ortaya çıkarıldı’ dedi.
Kazılardaki buluntulardan, Eski Tunç Çağı denilen MÖ 2300 yıllarında Acemhöyük’ün önemli bir kent olduğunun anlaşıldığını vurgulayan Öztan, şöyle konuştu:
‘Kazılarda madeni eserler, Suriye ve Mezopotamya ile paralellik gösteren seramik parçalar bulundu. Acemhöyük’ün Asur Ticaret Kolonileri çağında Anadolu’nun diğer yerleşimlerinden farkı, yerel krallığın da merkezi olmasıdır. Buluntular, yerli kültür, sanat, siyaset yapısı ve yaşamı hakkında bilgi verirken, Mezopotamya ile olan bağlantıyı da bize gösteriyor.’

-MEZOPOTAMYA VE ACEMHÖYÜK-
Mezopotamya’da kurulan ilk merkezi devletin Akad Devleti olduğunu bildiren Öztan, Akad Devleti’nin Eski Tunç Çağı’nda MÖ 2400′lü yıllarda Kuzey Mezopotamya’da kurulduğunu söyledi.
Acemhöyük kazısı buluntularından, Akad Devleti ile Acemhöyük arasında bir bağın olduğunun anlaşıldığını ifade eden Öztan, Akadların, bu maden merkezini ele geçirmek için Acemhöyük’e geldiklerini bildirdi.
Akadlar zamanına ait bir yazılı belgede, Akad kralının, ticaret yapan bazı tüccarların Puruşhattum kentinden bahsetmesi üzerine bu kente sefer yaptığının belirtildiğini ifade eden Öztan, filologların bu kentin Acemhöyük olduğu konusunda birleştiklerini kaydetti.

4 BİN YIL ÖNCESİNİN EN GÖZDE MADEN ÜRETİM MERKEZİ
Asur Ticaret Kolonileri Çağında, MÖ 1900-1700 yıllarına kadar Acemhöyük’ün önemli bir yerel krallığın merkezi olduğunu belirten Öztan, ’2 önemli saray ve bu saraylarda bulunan hem ticaret hem de hediyelik eşyalara bağlanan mühür baskıları önemli bir yerel krallığın göstergesidir’ diye konuştu.
Acemhöyük’ün önemli maden yatakları ve ticaret yollarının üzerinde bulunması nedeniyle, Anadolu’nun önemli bir maden üretim merkezi haline geldiğini belirten Öztan, şunları kaydetti:
’4 bin yıl öncesinde Anadolu’nun en gözde maden üretim merkezi Acemhöyük’tü. Madenle ilgili Acemhöyük’te, koloni çağına ait resmi ya da özel bütün yapılarda maden ve maden işleme ürünlerinin çok sayıda olduğunu görüyoruz. Bölge maden işleme merkezi ve özellikle fildişi işleme atölyeleriyle ünlü. Bakırla kalayı birleştirerek tuncu kendileri yapmışlar. Akadlar dönemindeki adı Gümüş Dağı olan Bolkar Dağı, Acemhöyük’e yakındı. Yine Bolkar Dağı ve ilerisindeki Aladağlar bakır yataklarının bol olduğu bölgelerdi. Acemhöyük’te çıkan bakırların analizine göre yüzde 99′u Bolkar Dağı kökenlidir. Sarıkaya Sarayı ve onunla çağdaş konutlarda ele geçmiş gümüş ve bakır külçeler, gerektiğinde para yerine de kullanılmıştır.’
Öztan, Acemhöyük’te para yerine kullanılan gümüş külçe parçaları, ayrıca yine para yerine kullanılan bir kısım kırılmış ve bükülmüş süs eşyası bulduklarını sözlerine ekledi.

Gelen Arama Terimleri:

  • puruşhattum neresi

acemhöyükten iki saray

Aralık 3rd, 2010 Yorum Yok »

Acemhöyük’te biri 50,diğeri 70 odalı olan iki saray vardır.
Acemhöyük, kuzeygüney, doğubatı yollarının kavşağında, Ulu Irmağın suladığı bereketli bir ovanın ortasında Anadolu’nun en büyük höyüklerinden biri ve M.Ö. ikinci bin yılının ilk çeyreğinde bölgenin en önemli şehridir. Höyük ve aşağı şehirden oluşmuştur. Büyük kısmı höyükte olmak üzere 21 yıldan beri her iki alanda geniş ocaklar açılmış, sondajlar yapılmıştır. Araştırmalarımız aşağı şehrin yalnız Assur Ticaret Kolonileri (M.Ö. 20001700) devrinde iskân edildiğini göstermiştir. Kalkolitik çağda da meskûn olduğunu sandığımız höyükte, en geç katlar HelenistikRoma, IV. seviyelerin Assur Ticaret kolonileri, VIX iki safhalı Eski Tunç Çağı olduğu saptanmıştır.

Helenistik çağ höyüğün güneyinde, batısında ve güneydoğusunda incelenmiştir. Bu kat genellikle I. katı tahrip etmiş ve çok defa II ve III. katın evleri üzerine kurulmuştur. Bazı hallerde evlerin inşaasında III. kat duvarlarının dahi kullanıldığı olmuştur. Yapılar özel evlerden ibarettir. Bu çağda Acemhöyük’ ün bir köy karakterini taşıdığı anlaşılmıştır. Evlerden derlenen seramik, tasvirli eserler ve diğer eşyanın büyük kısmı lokal özelliktedir. Batı ve güney Anadolu’dan getirilmiş malzeme de az değildir.

I. kat, höyükte büyük tahribata uğramış olmakla beraber, taş tabanları, fırınları ile belirgindir. II. katın seramik geleneğini devam ettirmektedir. Aşağı şehirde açığa çıkarılan özel evlerde bolca ele geçirilmiş olan ince cidarlı, iyi pişmiş bir seramik türü bu kata hastır.

II. kat, höyükte ve aşağı şehirde özel evleri ile yaygın bir yerleşmedir. Bu şehrin en önemli özelliği III. kattaki büyük felâketten sonra, onun geleneklerini devam ettiren halkın acele olarak sırf bir barınak sağlamak amacıyla yaptığı evlere sığınmış görünmesidir.

III. kat, şehrin en parlak devrini temsil eder. Bu katın kazılarında iki büyük saray, resmî bir yapının harap parçaları ve özel evler açığa çıkarılmıştır.

Acemhöyük’ün en önemli yapıları hiç şüphesiz mevcut kısımlarında biri 50, diğeri 70 odalı olan iki saraydır. Her ikisinin de iki katlı olduğu kesindir. Geniş taş tabanlar üzerine oturan, büyük yangınla tuğlaya dönüşen kerpiç yapılarda bol miktarda ağaç kullanılmıştır. Sarıkaya sarayı, üç tarafını çeviren revaklı avlusu ile M.Ö. II. bin Anadolu mimarlığında tek örnektir. Hatipler sarayı da cephesindeki kerpiç tabanlı revakı ile orijinal bir yapıdır.

Özel bir odada depolanmış bulunan Assur ve Suriye kıratlarına ait mühürlerin baskıları, sarayların kullanıldığı zamanın bir kısmını iyice belirlemiştir. Ünlü Babil kiralı Hamurabi’nin yaşlı çağdaşı Assur kiralı I. Şamşiadad’ın (M.Ö. 18131781), Mari kiralı Jahdunlim’in kızı Dugedu’nun ve Kargamış kiralı Aplahanda’nın mühürlerine ait baskılar, Kaniş kiralı Varşama’ya mektup göndermiş olan Mama kiralı Anumhirbi’nin adının varlığı, sarayın M.Ö. 18. yüzyılın ilk yarısında, zamanın ünlü sarayianyla sıkı ilişkiler içinde olduğunu gösterir. Saraylar bu vesikalardan daha önce inşa edilmiş ve onlardan çok sonra büyük felâkete uğramış olabilirler.

Sarayları büyük ölçüde tahrip eden, kalın cidarlı küpleri deforme etmiş ve bir kısmını cüruf haline getirmiş olan şiddetteki yangına rağmen, bilhassa Sarıkaya sarayı Anadolunun çağdaş sarayları arasında eşya zenginliği bakımından en önde gidenidir. Bunlar, bakır külçeler, altın, gümüş ve tunçtan eserler, bullalar, seramik, taş kaplar ve fildişi eserlerden oluşmaktadır.

Tunçtan yapılmış eşya arasında en ilginci el arabası büyüklüğünde dört tekerlekli bir arabadır. Bunun dini törenlerde kullanılmış olması muhtemeldir. Madenî silahlar, kılıçlar, baltalar ve mızrak uçlarından oluşmuştur. Dört köşeli ve somun biçimindeki bakır külçeler Anadolu’nun en önemli koleksiyonunu teşkil ederler.

Sayıları 1500′ü bulan bullalar, Eski Assur, Eski Suriye, Eski Babil, Anadolu ve Hitit üslûbundaki mühür baskılarıyla, 2. bin sanatı için zengin bir kaynaktır.

Sarayın küçük kapları yangında eriyip gitmişse de özel evlerde bulunanlar, çağın seramik sanatına önemli katkılarda bulunan lokal özelliklere sahiptir. Boyalı seramik azsa da, dört dış yüzü figürlü ve mimari tasvirlerle bezeli bir banyo kabı konuları bakımından üzerinde özenle durduğumuz ünik bir eserdir.

Saray eşyası arasında diğer önemli grubu Hitit sanatının müstesna örneklerini oluşturan fildişi eserler teşkil eder. Heykelcikler ve kabartmalı plaklardan oluşan bu mobilya parçaları, sfenksler, boğa adamlar, arslan, maymun, sığır, kaz gibi hayvan tasvirleri, bitki ve geometrik desenlerle bezelidir. Bir kısmının üzerinde hâlâ korunmuş olan izlerden, vaktiyle altın safihalarla kaplanmış oldukları anlaşılmaktadır. Özel bir evde ele geçirilmiş olan SuriyeAnadolu üslûbunda kabartmalarla bezeli bir fildişi kutu Önasya fildişi eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Oyun tahtaları, tabii cam (obsidian), dağ kristali ve diğer taşlardan yapılmış vazolar sarayın diğer lüks eşyasının oluşturur. Açık ve koyu mavi boncukların altın iplikle işlendiği kumaş parçaları devrin en önemli ticari malını teşkil eden elbise ve dokumaların bize kadar yaşamış nadir örneklerinden biridir

Kaynak: Fahri ÇOKER Türk Tarih Kurumu Üyesi.

Tatil Kent

Tatil Rehberiniz

firma ekle

Web Analytics




Turizm ve Ulaşım Turistlik yerler