Tatil Kent

Tatil Rehberiniz

Çorlu, Tekirdağ

Çorlu, Tekirdağ iline bağlı ilçedir.

Çorlu, elverişli doğal yapısı, güçlü ulaşım bağlantıları ve stratejik önemi ile Tekirdağ’ın en gelişmiş ilçesidir. Kuzeyden Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesiyle, Tekirdağ’ın Saray ve Çerkezköy ilçeleri, doğudan İstanbul’un Silivri ilçesi, batıdan Tekirdağ Merkez ve Muratlı ilçeleri, güneyden Marmara Ereğlisi ilçesi ve Marmara Denizi ile çevrilidir. İl merkezine 37 km uzaklıkta olan ilçenin yüzölçümü 949 km²’dir. Şehrin nüfusu 2008 yılına göre 200.577′dir. 1973′te 32.000 olan nüfusu, 1990′da 74.681′e, 2000′de 141.525′e, 2007′de 190.792′ye çıkmıştır

Nüfus
1927′de 8.000 olan nüfus, 1965′de 25.000′i, 1970′de 45.000′i aşmış,1990′da 75.000′e dayanmıştır.Bu tarihten sonra gelişen sanayie paralel hızla göç almaya başlamış ve 1997′de 120.000′e ulaşan nüfus, 2000 yılında yapılan nüfus sayımında 190.000′i aşmıştır. Böylece Edirne (119.000) ve Tekirdağ (107.000) il merkezlerini de geçerek Trakya’nın en büyük kenti olmuştur. Toplam nüfus 2006 da 260 000 di. Türkiye nin en gelişmiş 10 ilçesi arasındadır.

T.C. Başbakanlık Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)
Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (ADNKS) Veri Tabanı
rakamları açıklandı. Buna göre 190 bin 792 nüfusu ile
Çorlu şehir merkezinin 50 ilin merkezinden daha fazla nüfusa sahip olduğu ortaya çıktı. Büyükşehir Belediyelerine bağlı ilçeler dışında Çorlu, En büyük ilçe olarak dikkat çekti.

Tarihi [değiştir]Tarih öncesi döneme ait buluntuların elde edilmiş olması, bölge tarihini ilk Tunç çağı’na kadar götürmektedir. Bilinen en eski adı Tzirallum olan Çorlu, MÖ. 1000 yıllarında Trako-Friglerin kurduğu koloni kentlerden biridir. Tarihin çeşitli dönemlerinde Frig-Yunan-İskit–Pers-Makedonya-Roma ve Bizans istilalarına uğramıştır. Zaman zaman Hun, Avar ve Peçenek akınlarına da maruz kalmıştır. Ayrıca İstanbul üzerine çeşitli seferler düzenleyen Arap ordularının istilasına da uğramıştır. Kısaca; Trakya’nın yaşadığı her istiladan etkilenmiştir.

Ortaçağda burada, Bizans’ı korumak için kullanılan Tzirallum kale kentinin bulunması İstanbul yolu üzerinde yer alan Çorlu’ya askeri bir önem kazandırmıştır.

Osmanlılar döneminde ise, Anadolu’dan Rumeli sınır boylarına uzanan anayol üzerinde konaklama yeri olmasından dolayı da önemli tarihi olaylara sahne olmuştur.

Çorlu 1357 tarihinde I. Murat tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılmıştır. Süleyman Paşa ve Orhan Gazi’nin ölümleri üzenine tekrar Bizans egemenliğine geçen Çorlu, 1361 tarihinde kesin olarak Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1. Murat’ın emriyle Trakya’daki öteki Bizans şehirlerine ibret olması maksadıyla burayı savunan Bizanslılar ağır şekilde cezalandırılarak kale duvarları yıkılmıştır. Böylece Tzirallum’un askeri önemi de ortadan kaldırılmıştır. Bu sert davranış hemen etkisini göstermiş ve Trakya’nın fethi kolayca tamamlanmıştır..

Çorlu, imparatorluk döneminde ilk defa II. Beyazıt ile oğlu Şehzade Selim (Yavuz) arasında geçen baba-oğul savaşında yer almıştır. Şehzade Selim ile II. Beyazıt Çorlu yakınlarındaki Uğraşdere’de karşılaşmış ve Şehzade Selim babasının kuvvetleri önünde yenilmiştir.

1512′de tahtını oğluna bırakan II. Beyazıt Dimetoka Sarayına giderken Çorlu konağında ölmüştür. Daha sonra Yavuz Sultan Selim’de İstanbul’dan Edirne’ye giderken 21 Eylül 1520 tarihinde aynı topraklarda ölmüştür. Bu suretle II. Beyazıt Dimetoka’ya, Yavuz da Edirne’ye varamamıştır.

Eylül 1676′da son Sadrazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa, Çorlu ile Karıştıran arasındaki Karabiber çiftliğinde vefat etmiştir.

Çorlu 18. yüzyılda Kırım’dan uzaklaştırılan Hanzadelerin ve Girayların sürgün yerlerinden biri olmuştur.

1830 yılında Rumeli Beylerbeyliği kaldırılıp Edirne vilayeti kurulunca, Çorlu bu vilayetin Tekirdağ sancağına bağlı bir kazası haline getirildi. 1870′de vilayetler örgütünün ıslahı sırasında durumunu olduğu gibi korudu. 1876′da geçici olarak Rusların eline düştü.

1912-1913 Balkan savaşları’nın birinci devresinde Osmanlı Doğu Ordusu Kumandanlığı karargahı Çorlu’da idi. 5 – 6 Aralık 1912 savaşlarından sonra Bulgarların eline geçti. Balkan Savaşları’nın ikinci devresinde Edirne’ye doğru ilerleyen Türk Ordusu tarafından 15 Temmuz 1913′de kurtarıldı.

Kurtuluş Savaşı yıllarında ise Çorlu, 25 Temmuz 1920′de Yunan işgaline uğradı. 1918 yılından beri faaliyet gösteren ve Trakya’nın kurtuluş savaşını yöneten Trakya ve Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kurduğu çeteler, büyük zafere kadar faaliyetlerine devam ettiler. 15 Ekim 1922′de Türk Jandarma Kuvvetleri tarafından kesin olarak kurtarıldı.

Çorlu halen, II. Dünya Savaşı’ndan beri savunma bakımından önemli bir garnizon olma özelliğini devam ettirmektedir.

Coğrafi Yapı [değiştir]Çorlu, Türkiye’nin kuzeybatı (Trakya) bölgesinde olup, 41 derece 07 dakika 30 saniye doğu boylamı ile 27 derece 45 dakika 00 saniye kuzey enlemi arasındadır.

Kırklareli, F-19 – c1, 1/25.000 ölçekli pafta üzerinde yer almaktadır. Çorlu’nun, denizden yüksekliği 150-180 m arasındadır. Çorlu, Ergene havzasında ve Trakya’nın merkezi bir yerinde bulunmaktadır. Doğudan; İstanbul’un Silivri ilçesi, Muratlı ilçesi ve Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçeleri ile çevrilidir. Güney ‘de ise; Marmara Denizi ve Marmara Ereğlisi ilçesine komşu olmaktadır. Çorlu, Tekirdağ ilinde kapladığı alan bakımından dördüncü sıradadır. Çorlu’nun yüzölçümü yaklaşık 949 km²’dir.

İlçe rakımı 183 m’dir. Yıldız Dağları’nın uzantısı halinde sokulan sırtlar, Çorlu’nun en yüksek kesimini oluşturur. Çorlu arazisinin büyük bölümü Ergene havzası içinde yer alır. Burası Yıldız Dağları’ndan taşınan ve akarsulardan sürüklenen tortuların depolandığı bir dolgu bölgesidir. Ayrıca bu bölge, Ergene Havzası ile Marmara kıyıları arasındaki su bölümünün ayrım sınırıdır.

Çevre Kirliliği [değiştir]Özellikle Çorlu’da bulunan çarpık sanayileşme Çorlu Deresi’ni ve Ergene Nehri’ni kirletmektedir. Ergene Nehri Trakya’nın en önemli nehridir. Günümüzde Ergene nehrinde hiçbir canlı yaşamamaktadır. En çok korkulan ise nehirdeki kirliliğin yer altı sularına karışmasıdır. Nehir yılın bazı zamanlarında taşmakta ve bu taşan zehirli sular bütün Ergene Ovası’nı kirletmektedr. Bazı sanayiciler ise yer altından temiz suyu çekip sondaj yoluyla kirli suyu yer altına pompalamaktadır. Böylece Trakya’nın kalbinde resmen bir çevre katliamı yaşanmaktadır.

İklim [değiştir]Çorlu, iç kesimde yer alması nedeniyle Trakya’da en az yağış alan bölgedir. Yıllık yağış miktarı 545 mm (kg/m²) dir. Yağışların %20′si ilkbahar, %10′u Yaz, %30′u Sonbahar, %40′ı Kış mevsiminde düşmektedir.

Ortalama rüzgarın yönü kuzey-kuzeydoğu’dur ve rüzgarın hızı 3.6 m/sn. kadar yükselir. Bu rüzgarlar fazla yağış getirmezler. Nemli hava kütlelerini getiren ve yağışa neden olan rüzgarlar güney – güneybatı yönlü Lodos ve Kıble’dir. Kışın kendisini hissettiren Karayel ise soğuk hava dalgasını getirerek kar yağışına sebep olur.

Yıllık sıcaklık ortalaması 12.6 °C en yüksek sıcaklık ortalaması 18.2 °C en düşük sıcaklık ortalaması 8.1 °C’dir. Çorlu, Karadeniz ile Akdeniz arasında yer aldığı için bu iklim bölgelerinin etkileri altında kalır. Kuzeyden gelen soğuk hava kütleleri ile güneyden, Akdeniz ve Ege’den gelen nemlilik hava akımları bölge iklim yapısını belirler.

Akarsular [değiştir]Akarsu olarak Çorlu deresi vardır. Lağım ve fabrika atıkları aktığı için çok pis kokar. Temizleme çalışmaları devam etmektedir[kaynak belirtilmeli].

Yeraltı Zenginlikleri [değiştir]Trakya’nın ikinci büyük yeraltı sularına sahip bir bölgededir. Bir çanak gibi üstü kum çakıl olan arazi, bir süzgeç gibi yağan kar ve yağmur sularını yeraltına geçirmektedir. Bu durum kirlilik açısından da tehlike arz etmektedir. Çöp atıklarının, sanayi atıklarının sızıntıları da bu yeraltı sularına karışmaktadır. Bu kirlenmenin acil olarak önlenmesi için gerekli tedbirlerin ele alınması, kaçınılmazdır.

Yöredeki yeraltı suyu potansiyelinin 274 hm³/yıl’ı, Ergene Havzası’ndan kaynaklanmaktadır. Tekirdağ’ın kullandığı su miktarı toplam suyun %42′sini oluşturmaktadır. Bu miktarın %61′inin (51.72 hm³/yıl) Çorlu ilçesine ait olduğu dikkat çekicidir. Ayrıca Çorlu ilçesinin içme, kullanma ve sanayi amaçlı çektiği su miktarının, sulama suyundan daha fazla olduğu görülmektedir.

Endüstrilerin günlük toplam su ihtiyacı 90.000 m³/gün’ü bulmaktadır. Bu miktar kuyular yardımıyla ve yeraltı suyunun plansız bir şekilde kullanılmasıyla karşılanmaktadır.

Kum-çakıl açısından da bölgenin zengin yerinde bulunan Çorlu, Karatepe taş ocakları bölgenin yegane beton, beton agregası ve asfalt mıcırı üreten sahasıdır. Bütün beton santralleri, belediyeler, karayolları, köy hizmetleri, liman işletmeleri, hava meydanları işletmeleri ihtiyaçlarını Karatepe Taş Ocakları’ndan karşılamaktadır. Hatta İstanbul Fatih Sultan Mehmet Köprüsü, Mecidiyeköy üst geçidi, Haliç Köprüsü aşınma tabakalarını da burası sağlamıştır. Ayrıca, Yulaflı köyü yöresinde TPOAŞ’ın yaptığı sondajlarda yörede doğalgaza da rastlanmıştır

Gelişimi [değiştir]Çorlu’nun coğrafi konumu dolayısıyla (Avrupa ile Asya arasında bir köprü) özellikle sanayinin bu ilçeye akın etmesine yol açmıştır.

İstanbul, Kocaeli, Bursa ile beraber Türkiye sanayisinde önemli yer almaktadır. Bundan 10 yıl öncesinde sakin bir ilçe olan Çorlu şu an tam anlamıyla bir sanayi kenti görünümünü almıştır. Bunun sonucu olarak göç artmış ve nüfüs yoğunluğu hat safhaya çıkmıştır. Bu hızlı gelişimden ve hareketliliğinden dolayı küçük İstanbul adını bile yakıştırmışlardır.
alıntı
http://www.tekirdagliyiz.com/corlu.asp

Tekirdağ – Hayrabolu

Hayrabolu, Tekirdağ ilinin bir ilçesidir.

Hayrabolu, Trakya’nın en eski yerleşim birimlerinden biridir. Türkler tarafından ilk olarak 1358 yılında fethedilmişse de kısa bir süre sonra Roma İmparatorluğu’nca geri alınmıştır. 1368 yılında Sultan I.Murad zamanında ikinci ve son olarak Roma İmparatorluğu’ndan geri alınmıştır. Bu tarihten sonra Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden, özellikle Kayseri ve Sivas dolaylarından seçilen aileler Hayrabolu ve çevresine iskan edilmiştir.

Eski adı Chariupolis’tir (Hanri-polis; Rüzgarlı şehir). Bugünkü adı ise ikinci fethinden sonra Hanripol; Hayrı-bol olarak değiştirilmiştir ve günümüze "Hayrabolu" olarak gelmiştir.

Doğal Yapı
Tekirdağ iline 52 km uzaklikta olan Hayrabolu’nun kuzeyinde Kırklareli, batısında Edirne, güneyinde Tekirdağ, doğusunda Muratlı bulunmaktadir.Toplam yüz ölçümü 1037 km2 ‘dir.

Bölgenin en verimli topraklarına sahip olan Hayrabolu, il merkezinin kuzey batısında Ergene havzasında, Hayrabolu deresi vadisinde kurulmuştur.

Arazisinin %60’i ova, % 35’i hafif engebeli olup %5’i orman örtüsüyle kaplıdır.İlçenin deniz seviyesinden en yüksek yeri 269 metreyle Kabahöyük tepesidir. Hayrabolu’nun batı kesimleri Ganoz (Işıklar) dağının alçak olan kuzeybatı uzantılari engebelidir.Bunun dışındaki alanlar ise çok parçalanmamış ve yer yer dalgalı düzlüklerden oluşan bir plato niteliğindedir.

Hayrabolu vadisi “U” kesitli, iki yamacı farklı eğimli bir vadidir.Hayrabolu deresinin oluşturduğu bu vadinin güney yamacı, kuzey yamacına göre daha diktir. Hayrabolu’da diğer vadiler Kurtdere, Çengelköprü ve Curcura vadileridir.

Hayrabolu ilçesi plato görünümünde olup, ortalama yükseltisi 210-220 metre civarındadır.

İlçe topraklarının sularını Ergene ırmağının önemli kollarından Hayrabolu deresi toplar. Güney- Kuzey yönünde akan Hayrabolu deresi Hayrabolu ilçe merkezinden geçer ve kuzeyde Ergene ırmağına dökülür. Ergene ırmağının önemli kollarından biridir.

Hayrabolu’da 14 adet sulama göleti bulunmaktadır. Bunlar Bayramşah, Büyük Karakarli, Çerkezmüsellim, Dambaslar, Hayrabolu merkez, Hedeyli, Karababa, Karakabak, Örey, Övenler, Parmaksız, Soylu, Susuzmüsellim, Temrezli göletleridir.

Hayrabolu’da Trakya geçit iklimi görülür. Kışları kar ve yağmur yağar.Yazları az yağışlıdır. Kuru soğuklarıyla ünlü olan ilçenin en soğuk zamanı –10 derece olarak tespit edilmiştir.Yıllık yağış ortalaması 600.4mm’dir.

Tarih [değiştir]Hayrabolu, Trakya’nın en eski kasabalarından biridir. Eski adi Chariupolis (Rüzgarlı şehir) , bugünkü adinin ise fetih sırasında ölen kale komutanı Hanripol’dan ya da “fethin hayrı boldur.” deyiminden geldiği ileri sürülmektedir.

Traklarin yerleşim alanlarından biri olduğuna dair belirgin bazı işretlerin bulunduğu İncirlik yurt yeri Hayrabolu’ya 9, Kabahöyük köyüne 2 km uzaklıktadır.

İlçe,tarih cağları boyunca Makedonyalıların, Hun, Avar, Peçenek, Bulgar gibi Türk boylarının akınlarına ve Roma Bizans imparatorluklarının idaresinde bulunmuştur.

Türklerin Trakya’yı almalarını sağlayan kuvvetlerin basında Yörükler gelir. Birçok tarihi kayıtlarda Yörüklerin Sultan Orhan devrinden başlayıp (1324-1362) Fatih Sultan Mehmet’e kadar gecen zamandan sure gelen akınlarıyla, Trakya bölgesinin tamamıyla birlikte Hayrabolu’nun da Türkleştirildiği görülmektedir.

Yörüklerin en büyük beyleri Tekirdağ, Hayrabolu ve Çorlu’da otururdu. Bir ara Tekirdağ’da Yörük ocaklarının 419’a kadar ulaştığı tarihi kayıtlarda vardır. Osmanlılar döneminde Hayrabolu’ya çok sayıda Türk boyları gelip yerleşmişlerdir. Bu nedenle de bir çok yerleşim birimi ve köylerin adı ,bu boylardan gelmektedir.

Hayrabolu’ya Anadolu’dan gelen şeyhler ve ahiler de bulunuyordu.(Sarban Ahmet, Balıklı Baba,Üveysi Baba,Gül Baba…) Sarban Ahmet,Irak seferine giderken ilk Türk tarikatı olan Melami Tarikatı liderlerinden ve kurucularından Pir Ali Sultan ile Konya’da tanışıp ondan etkilendi. 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman fermanı ile Hayrabolu’da dergahını açmıştır. Dergah 1888 yılında Abdülhamit’in talimatı ile bir de harem dairesi yaptırılarak tekrar acildi.

Hayrabolu 1829 ve 1878’de Rus,1912’de de Bulgar işgaline uğramıştır. 1. Dünya savaşından sonra önce müttefiklerin sonra da Yunanlılar’ın işgaline maruz kalmış ve 14 Kasım 1922’de düşman işgalinden kurtarılmıştır.

Tarihi Kültürel ve Arkeolojik Değerler

Hayrabolu, Trakya’nın en eski kasabalarından biridir. Hisar Mahallesini çevreleyen kale daha Osmanlılar zamanında yok olmuştur. Ancak kalıntıları görülmektedir. Rüstem Paşa tarafından yaptırıldığı bazı kayıtlarda geçen hamamdan da sadece bir kubbe geri kalmıştır.

Günümüze ulaşamamış olan en önemli tarihi eserleri ise: Beyler Hani Camii, İbrahim Celebi Camii, İskender Pasa Camii, Gazi Süleyman Pasa Camii ile 12 adet mescit ve 2 adet köprüdür. Giray Han’larından Selamet Giray’a ait bir sarayın da Hayrabolu’da bulunduğu ancak günümüze ulaşamadığı bildirilmektedir.

Çelebi Sultan Mehmet Camii: (Pasa Camii) yaptıran Celebi Sultan Mehmet, mimari Hacı İvaz Paşa’dır.Caminin yapılış tarihi 1419’dur.

Güzelce Hasan Bey Camii: 1486 yılında II. Beyazıt ‘in damadı Güzelce Hasan Bey tarafından yaptırılmıştır.

Çarşı Camii: (Hasib Bey Camii) 1686-1687 yıllarında Kethüdazade Çorumlu Mustafa Bey yaptırmaya başlamış fakat ömrü yetmeyince Mehmet Hasib Bey tarafından yarı kagir olarak tamamlanmıştır.

Sarban-i Ahmet Dergahı: Kanuni Sultan Süleyman’ın deve kolları komutanı ve cağının en büyük sairi Melami Pirlerinden Ahmed-i Sarban’in Türbesidir.Kanuni (1526-1527) yıllarında türbenin yaptırılmasını ferman etmiştir.

Hacılar Köprüsü: Ataullah Beyin Tekirdağ yolu ve Hayrabolu deresi üzerinde yaptırdığı altı gözden oluşan köprüdür.

Hayrabolu’nun Kabahöyük, Delibedir, Kadriye, köylerinde Höyükler ve Tümülüsler bulunmaktadır. Hacılı Koyu “Tek Höyük” tümülüsünde yapılan kazılarda Roma dönemine ait Trakyalı bir savaşçıya ait yakma (kramasyon) mezar ortaya çıkarılmıştır.

Sanayi [değiştir]Hayrabolu’da ayçiçeği ve buğdaya dayalı tarımsal sanayi fabrikaları ile tarımsal ekipman imalatı işyerleri mevcuttur.Ayrıca yapımı tamamlanmış büyük bir organize sanayi alanı mevcuttur sınır kapılarına Tekirdağ limanına ve İstanbul’a yakın olması sebebiyle bu alan geleceğin sanayi bölgesi olma yolunda iddialı şimdiden bölge İstanbul’dan gelen 40 fabrika için ev sahipliği yapmaya hazırlanmaktadır bu fabrikalar bölgede yaklaşık 5000 kişiye iş imkânı sağlayacaktır.
alıntı

Tekirdağ-Malkara

Malkara, Tekirdağ
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Malkara, Tekirdağ ilinin bir ilçesidir. İl merkezinin yaklaşık 56 km batısında yer almaktadır.

Türkiye’de bulunduğu yer
Bilgiler
Şehir nüfusu 24,898[2000]
İlçe nüfusu 59,218[2000]
Yüzölçümü 1,149 km²
Koordinatlar 40°53′30″N, 26°54′09″E
Posta kodu 59300
Alan kodu 0 282
İl plaka kodu 59

Ülke Türkiye
Coğrafi Bölge Marmara Bölgesi
İl Tekirdağ
Kaymakam Salih Yüce
Belediye başkanı Salih Keskin

Malkara’nın Kuruluşu ,

[Kaynaklar Pers kralı Kserkes (Kayhüsrev) zamanında Yunan şehirleri ile yapilan savaşlar (Pers savaşları) sırasında, Malkara'ya çok yakın olan Gürgen Bayırı denilen yerde bir kalenin yapıldığı söylenmektedir. Bu kale civarında birçok yılan bulunduğundan, bu kaleye Farsça Margar veya Margaar adı verilmiştir. Farsça'da mar yılan, gar veya gaar da in - mağara anlamına geldiğine göre Malkara sözü, yılanlı mağara veya yılanlı kale anlamına gelmektedir.

Bir söylentiye göre, Makedonya Kralı Büyük îskender (M. 0.356-323) Trakya'da otuz yıldan fazla kalan Persleri ( İranlılar ) Trakya'dan uzaklaştırınca, Malkara'da (Malgar'da) Sazan, Malgar ve Kumardar İsimli üç komutanı, edek güçlerin başına bırakmıştır. Bunlardan Malgar Gürgen Bayırındaki kalenin benzerini, bugünkü Malkara'nın batısında yeniden kurmuştur. Kumardaç isimli komutan da bir kale yaptırmıştır (Halen oraya Kumardaş Tepe denilmektedir). Sazan adlı Komutan da yine bir kale yaptırmıştır ( Bugün Sazan çiftliği denilen yerde) . Bu kaleler daha sonra Romalıların eline geçmiştir. Bizanslılar dönemine kadar savunma amacıyla kullanılmışlardır.

Osmanlılar Döneminde Malkara [değiştir]Malkara’nın kesin olarak Osmanlılara geçmesinden sonra, Osmanlının iskan (yerleştirme) politikasına uygun olarak Anadolu’dan getirtilen Yörükler, Malkara ve civarına yerleştirilmişlerdir. Bu arada, Ankara ve Çankırı dolaylarından getirtilen bazı ahi gruplar da Malkara’ya yerleştirilmişlerdir. (Ahievren köyünün adı bu olaydan gelmektedir.) 1. Murat’ın ahiliğe karşı büyük bir sevgisi olduğundan (kendisi de bir Ahi’dir.), Malkara’ya getirtilen Yörükler arasında ahilik oldukça yaygındır. Malkara ve civarına yerleştirilen Yörüklerin büyük bölümünün 1. Mehmet (Çelebi) döneminde "1402-1421" Saruhanlı Beyliğinin Yörükleri olduğu bilinmektedir. Bunlar ; Konya, Aydın ve Muğla çevrelerinden getirtilerek yerleştirilmişlerdir. Başlarında da ünlü Paşayiğit (Keşan’ın Paşayiğit kasabası onun adını taşır) bulunmaktaydı.

Fatih döneminde Malkara, daha sonraları Evlad-ı Fatihan adıyla anılan akıncıların merkezi olacaktır.

Paşayiğit’in soyundan Turhan Bey(Malkara’nın Hacıevhat Mahallesinin ondan fazla sokağı onun adını taşır), yaşadığı dönem içinde Malkara’nin gelişmesini sağlamış, bu dönem de Malkara oldukça gelişmiştir. Zira , akıncı birliklerinin turn ihtiyaçları buralarda karşılanmaktadır. "Bugün Malkara civarında Boyacılar, Ensericiler, ekmekçiler, Yaylagöne gibi isimler bu dönemin izlerini taşır. Akıncı birlikleri için lazım olan her şey buralarda hazırlanıyordu." Turhan Bey’in oğulları Atina fatihi Ahmet (ki burada ölmüştür) ve kardeşi Ömer Bey (Türbesi, Malkara’da adıyla anılan caminin avlusundadır. Klasik Osmanlı üslubunu taşıyan yapı, sağlam olarak günümüze kadar gelebilmiştir.) Fatih döneminde önemli bir akıncı Beyidir. Kaynaklarda rastlandığı kadarı ile gözü pek bir komutan olan Ömer Bey, Fatih’in emriyle 1465′ler de Venedik’e 70 km. kadar yakın olan İzanco ırmağına kadar, 1470′lerde Romanya’ya Pleoşti (Bükreş yakınları)’ye kadar uzanan maceralı akınlar yapmıştır. Fatih’in isteği ile 1473 Otlukbeli savaşına katıl mış, uzun Hasan’ı İran içlerine kadar kovalamış ve orada esir düşmüştür. Fatih, bu değerli adamını, bir çok İranlı esiri vererek geri almıştır. Bundan sonra Ömer Bey’in gözden düştüğü ve Malkara’da öldüğü bilinmektedir.(l488)

Malkara’ya sürgün Gelen Ünlüler [değiştir]Yükselme döneminde Edirne – Belgrat önem kazanınca Malkara eski önemini yitirir gibi görünür. Ancak bu sırada, ünlü devlet adamlarının ve komutanlarının sürgün yeri olarak önemini devam ettirir. Bilinen sürgünlerin başlıcaları şunlardır:

Hadım Süleyman Paşa ; Ölümü 1548. Mısır Valisi iken Hint Denizi seferinde başarısız olunca Malkara’ya sürülmüştür.

Koca Sinan Paşa ; Ölümü 1596. Ünlü Osmanlı Vezir-i Azamıdır. 1580′de Malkara’ya sürgün olarak gönderilmiş, 4 yıl burada yaşamıştır. Bugünkü Sinanpaşa merası onun adından gelir

Sofu Mehmet Paşa ; Ölümü 1469. Sadrazamlıktan azledilince Malkara’ya sürgün edilir. Bugünkü Şadırvanın olduğu yerde boğularak öldürülür.

Husrev Mehmet Paşa ; 1576 Tekirdağ doğumludur. 1631′de Malkara’ya sürgün edilmiştir. Melek Ahmet Paşa ; l651′de Malkara’ya sürgün edilmiştir.

Boynu Eğri Mehmet Paşa ; l656′da Malkara’ya sürgün edilmiştir.

Hacı Evhat ; 1524′lerde Kanuni’nin özel öğretmenliğini yapan bu bilgin, onu çekemeyenlerce Malkara’ya sürgün gönderilmiştir. Malkara’nın en büyük mahallelerinden biri bu zatın adını taşır. İlginç Vakıflar kuran Hacı Evhat, hayırsever kişiliği ile Malkaralıların gönlünde taht kurmuş, anısı ölümsüzleştirilmiştir.

Bedri Mustafa Paşa ; l689′da Malkara’ya sürgün edilmiştir. Aslen Malkara doğumludur. Devlet kademesinde birçok önemli görevlerde bulunmuş, Osmanlı tarihinde ilk defa içkiye vergi koymuştur. Avusturya ile devam eden savaş sırasında Macaristan Serdarı Arap Recep Paşa yenilince ulema sınıfı Mustafa Paşanın aleyhine dönmüştür. 2-Süleyman Sadrazamlığa Fazıl Mustafa Paşayı getirince Bedri Mustafa bu görevden alınarak Malkara’ya sürgün edilmiştir.

Şair Nev’i ve Evliya Çelebi [değiştir]Şair Nev’i ; 1533 yılında Malkara’da doğan Şair Nev’i, şair Baki’nin çağdaşıdır. Osmanlı Kadılarından Ataullahın oğlu olan Şair Nev’i, Padişah ve sadrazam çocuklarına öğretmenlik yapmıştır. Ayrıca, bazı îllerde Kadılık yaptıktan sonra, kısa bir sure Bağdat Kadılığında da bulunmuştur. Anlaşıldığı kadarı ile Bağdat’a yanlışlıkla verilen Şair Nev’i bu yanlışlığın farkındadır. Daha sonra yanlışlığın yetkililer tarafından da anlaşılması üzerine, Bağdat Kadılığından alınarak başka bir göreve atanır. Bunun üzerine Şair Nev’i " YANLIŞ HESAP BAĞDAT’TAN DÖNDÜ " demiştir. Daha sonra bu söz halk arasında " Yanlış hesap Bağdat’tan döner " ünlü atasözüne dönüşmüştür. Malkara’da Şairnevi adını taşıyan bir ilkokul bulunmaktadır.

Büyük gezgin Evliya ÇELEBÎ; hemen, hemen bütün Osmanlı Împaratorluğu’nu dolaşmış ve Malkara’yı da görmüştür. Malkara’nın 1.150 haneden oluştuğunu, evlerinin kiremit örtülü, bakımlı bir şehir olduğunu Seyahatnamesinde belirtir. Ayrıca, şunları da ilave eder; "Gezdiğim yerlerden farklı bir yer Kömürhisar (Korudağı -Malkara).Çünkü burada büyükler gibi çocuklar da çalışıyor. Balı ve Kaşkavalı (Kaşar Peyniri) ünlü olan bu yerin Tabakhaneleri (Deri îmalathanesi) de pek ünlüdür. Bu tabakhaneler de derinin sepilenmesi için, köpek pisliği gereklidir. Sabah erkenden, eline bir sepet ve maşa alan her çocuk, sokaklarda köpek pisliği toplar. Doğru tabakhaneye götürür, böylece para kazanır. Ben bu işe şaştım." Malkara’nın, Selanik’ten İstanbul’a giden eski yol üzerinde olması, konaklama yönünden önemli bir merkez olmasını sağlamıştır.Ayrıca Şair Nev’i adına Bir İlk Öğretim Okulu açılmıştır…

Savaş ve İşgaller [değiştir]Malkara, 1828 Osmanlı – Rus savaşı sırasında, Türklerin elinde ilk defa işgale uğramıştır. 1878 Osmanlı – Rus savaşında da (93 harbi) Tekirdağ işgal edilince, Malkara’da önemli göçlere sahne olmuştur. Malkara , tarihinin en kötü günlerini Balkan savaşı sırasında yaşamıştır. 9 Kasım 1912′de Bulgarlar tarafından işgal edilmiştir. Yerli Bulgar ve Rumlarında işbirliği ile 500′den fazla kadın, erkek ve çocuk şehit edilmiştir. Katledilen insanlar, toplu olarak gömülmüşlerdir. Şehitlik denilen bu yerde, bu şehitlerin anısına güzel bir anıt dikilmiştir. îşgal 8,5 ay sürmüş, bu arada şehir yağma edilmiş, yakılmış, yıkılmıştır. 14 Temmuz 1913′te Mustafa ve Enver Paşanın birlikleri tarafından şehir harabe halinde kurtarılmıştır. Malkara son kez, 1. Dünya Savaşı sonunda 20 Temmuz 1920′de Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. îşgal yıllarında çok kötü günler yaşayan Malkara, 11 Ekim 1922′de sağlanan ateşkes uyarınca 14 Kasım 1922 tarihinde Yunanlıların şehri boşaltmasıyla kurtulmuş ve özgürlüğüne kavuşmuştur.

2. Dünya Savaşı yıllarında da (1940-1941), Trakya’da ki diğer kasabalar halkı gibi, buradakiler de işini, gücünü, yerini terk ederek Anadolu’ya göç etmek zorunda kalmış, türlü maddî, manevî sıkıntılara ve acılara uğramışlardır.

2. Dünya savaşı sırasında Türkiye’ye sığınan Yunanlıları da savaş süresince beslemiştir.

Malkara, tüm bu işgallerin yanında birde ayaklanmaya şahit olmuştur. III. Selim zamanında Nizam’ı Cedit’in kuruluşu günlerinde bu yenilik hareketini çekemeyen Yeniçeriler, Malkara’nın Ballı köyünde ayaklanmışlardır. Nizamı Cedit kuvvetlerince bastırılmıştır.
alıntı

Marmara Ereğlisi, Tekirdağ

Marmara Ereğlisi, Tekirdağ ilinin bir ilçesidir. Silivri’ye 35, İstanbul’a 90, Tekirdağ’a 38 km uzaklıktadır.

Tarihi Bizans’a dayanan ilçenin eski adı Perinthos’tur ve M.Ö. 600 yılında Samoslu kolonistler tarafından kurulmuştur. Üç tarafı denizle kaplı bir yarımada şeklindeki ilçe uzun bir kıyı şeridine (32 km) sahiptir. Kapsamlı bir ticaret, gelişmiş bir ekonomi için büyük önem taşıyan iki önemli doğal limanı ve 3 iskelesi vardır.

Ayrıca deniz kenarında 3. yüzyıla ait kaya mezarları bulunmaktadır. İçerisinde bir açık hava müzesi bulunur. Perinthos iken adı Heraklia olarak değiştirilmiştir. Osmanlı Türkleri Heraklia’ya Ereğli dediler. Diğerleriyle karışmaması için de marmara ereğlisi demeye başladılar. Fatih Ereğli’nin gelirini İstanbul’daki imaretine vakfetmiştir. Cedid Ali Paşa fırtınadan kurtularak geldiği Ereğli’ye bir cami yaptırmış ve çok beğendiği bu yere gelip yerleşecek olanlara kolaylıklar sağlanacağını duyurdu. Böylece ilk Ereğli halkı oluşmaya başladı.

Osmanlı döneminde 1876′ya kadar barış içinde geçirmiştir. Deniz taşıtlarının uğrağı ve önemli bir liman olmaya devam etmiştir. Yunanlıların 20 Ekim 1920′de İzmir tümenini Ereğli kıyılarına çıkarmalarının 30 Ekim 1922′ye kadar Yunan işgali altında kaldı. 1987′ye kadar bucak olarak bağlı olduğu Çorlu ilçesinden ayrılarak ilçe oldu ama Seymen köyü Çorlu’da kaldı.

Önemli geçim kaynakları balıkçılık, sanayi, tarım (kavun, karpuz, buğday, arpa, ayçiçeği) ve hayvancılıktır. İlçenin sahilleri balık bakımından oldukça zengindir. Çıkan başlıca deniz ürünleri tekir, barbunya, kılıç balığı, kolyoz, uskumru, palamut, torik, istavrit, sardalya, sinarit, levrek, midye ve kalamardır.

İlçenin sahil şeridi boyunca içkili ve içkisiz restaurantlar, hoteller, barlar, cafeler, discolar, kamp yerleri, halk plajları bulunmaktadır ve yerli ve yabancı turistlere hizmet vermektedir. İçerisinde Trakya Üniversitesi’ne ait bir yüksekokul bulunduran ilçede öğrencilerin yaşamasına uygun kiralık ev ve pansiyonlar bulunmaktadır. Her yıl Ağustos ayında Karpuz Festivali düzenlenmektedir. İhtiyacı olan ailelerin çocuklarının sünnet ettirildiği bu festival birçok konsere ev sahipliği yapmaktadır.
alıntı