Tatil Kent

Tatil Rehberiniz

tekirdagda mani söyleme gelenegi

TEKİRDAĞ’DA MANİ SÖYLEME GELENEĞİ
Tekirdağ’da mani söyleme geleneği eskisi kadar olmasa da bütün canlılığıyla sürmektedir. Mani söyleme kadınlar arasında yaygındır. Tekirdağ’da manilerin söylendiği ortamlar; Kadınlar arası toplantılar, evlenme törenleri (kız görme, kız isteme, nişan, ana kınası, kız kınası, gelin hamamı, düğün töreni, gelin alayı, gelin paçası v.b.), sünnet törenleri (Sünnet kınası, sünnet töreni v.b.), yardımlaşma toplantıları (mısır çekme, bulgur çekme, yufka açma, düğün yemeği hazırlama, çapa yapma, sebze meyve toplama, hasat v.b.), Hıdrellez eğlenceleri, yağmur duası törenleri, bolluk bereket törenleri (cemale çıkma, saya gezme, çiğdem bayramı v.b.), Köy seyirlik oyunları.
Tekirdağ’da maniler bazen karşılıklı söylenir. Hıdrellez evlenme törenleri toplantılarında manilerle atışan kızlara mendil, yazma gibi hediyeler verilir. Eski ramazan gecelerinde davul çalarak kapılarda maniler söyleyen davulcularla birlikte çocuklar da gezerlerdi. Ev sahibi davulcuya mendil, yağlık, havlu v.b. hediyeler verirdi. Davulcunun arkasında gezen bir çocuk bu hediyeleri uzun bir sopaya bağlayarak davulcunun arkasında gezerdi.
Tekirdağ’da toplanan kadınlar mani söylerken niyet tutarlar. Bahtlarına okunan manileri, iyi, kötü diye yorumlarlar. Özellikle sevdalılar, asker eşleri, asker anaları, eşi, oğulları gurbette olanlar niyet tutarlar. Bahtlarına çıkan mani güzelse sevinirler, kötü çıkarsa üzülüp hayra yorarlar.
Tekirdağ’da mani söyleme geleneği, yüzyılların deneyimlerinden süzülerek biçimlenmiş, belirli kuralları olan kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze ulaşmış bir gelenektir. Tekirdağ manilerinde Tekirdağ insanının düşünce yapısı, beğenisi, sevdaları, özlemleri, dertleri, ortak duygu ve davranışların yansıtılması, yörenin kültürüne ait gelenek ve göreneklerin izleri görülmektedir.
Tekirdağ Manilerinden Örnekler
Elek elek içinde
Elek tekne içinde
Tekirdağ’ın kızları
İpek yelek içinde. Kaşıkçı minaresi
Yanıyor idaresi
Karabezirgan kızları
Beşbin lira tanesi.
Postacı gelir gelmez
Kapıyı zillendirir
Benim de bir yarim var
Dilsizi dillendirir.
Yeşil taksi geliyor
Barboros’a gidiyor
Ablam gelin olacak
Sıra bana geliyor.
Malkaranın yolları
Sıvayayım kolları
Oğlan sana gidiyorum
Tutsana davulları.
Darbukamın ucunda
Yıldıza bak yıldıza
Ben pahalıyım şekerim
Sen ucuza bak ucuza
Malkara bayır olsun
Arkası çayır olsun
Benim gözlerim kara
Yarimin çakır olsun
Dere boyu düz gider
İnce belli kız gider
Kız yolunu şaşırmış
İnşallah bize gider
Sarı gülüm sararsın
Sararıp da solarsın
Bana yar çok ama
İsterim sen olasın.
Mavilimsin maşallah
Sen benimsin inşallah
Kavuşmadık yar olmaz
Kavuşuruz inşallah.
Muratlı’nın yollarını
Sen mi yaptın kaldırım?
Benden başka seversen
Vursun seni yıldırım.
Tekirdağ’a giderken
Sol tarafta hastane
Yardan gelen mektubu
Eğlendirme postane.
Karanfil deste deste
Gel beni babamdan iste
Eğer babam vermezse
Kır atını iyi besle.

TEKİRDAĞ’DA BİLMECE SORMA GELENEĞİ
Tekirdağ’da bilmece sorma geleneği eski yıllara oranla önemini kaybetse de sürmektedir. Tekirdağ’da bilmeceler: kızlar, kadınlar ve erkekler arasında kış gecelerinde, akşam sohbetlerinde, çeşitli eğlence toplantılarında evlenme, sünnet törenlerinde bulgur çekme, yufka açma, salça yapma, hasat zamanı imece ve arkadaş toplantılarında sorulmaktadır. Bilmeceler genellikle boş zamanlarda, neşeli ortamlarda sorulur. Toplantılarda bilmeceleri büyükler sorar küçükler cevaplar. Bilmece sorma için özel bir toplantı yapılmaz. Tekirdağ’da bilmece soranlara özel bir ad verilmez. Bilmeceler yaşlılardan öğrenilir. Günümüzde kitaplardan öğrenilen bilmeceler de önemli yer tutmağa başlamıştır.
Bilmece sorulurken sessizlik esastır. Herkes bilmecelerin cevabını bulmağa çalışır. Bilmecelerin cevabını bulma, halk arasında zeka ölçüsü olarak değerlendirilir. Cevabı söylemek için mutlaka bir ceza verilir veya bir şey istenir.
Tekirdağ’da eskiden sorulup günümüze gelen bilmeceler unutulmaya başlanmıştır. Kültür alışverişiyle yeni yeni bilmeceler üretilmektedir. Köy ortamından uzaklaşan gençler köy bilmeceleri dünyasına giremiyor. Eskiden mektuplara manilerin yanısıra bilmeceler de yazılırdı. Bugün yok denecek kadar azalmıştır.
Tekirdağ Bilmecelerinden Örnekler
İki dik dik, iki bak bak
Dört taktak, bir salak
(Eşek)
Ma mari mor ayaklı
Mari törpü yüzlü
Mari diğren bacaklı
Mari güvem yüzlü.
(Hindi)
Pat pat ayaklı
Al al duvaklı
Güzel sesli
Kırmızı fesli
(Horoz)
Lap nedir, Lapis nedir?
Altı ayaklı dört kanatlı
Uçup giden kuş nedir?
(Arı)
Üstten ot biçerim
Altından su içerim
(Koyun)
Atatay matatay
İnce belli Karatay
(Karınca)
Ağaç üstünde kilitli sandık
(Ceviz)
Dört kardeş bir yerde yatar
(Ceviz)
Sarı kız sarkar
Düşeceğim diye korkar.
(Ayva)
Sarı tavuk dalda yatar
Dal kırılır yerde yatar
(Ayva)
Dağ doruğunda
Çilli Fatma
(Badem)
Martı martı masal
Oturmuş bakla satar
(Kurbağa)
Yolda gider, yolcu değil
Ağaca çıkar kedi değil
Yazı yazar katip değil.
(Sümüklüböcek)
Karşıdan baktım çalı çeper
Yanına gittim bir top şeker
(Böğürtlen)
Karşıdan baktın al
Yanına vardım bal
(Kiraz)

tekirdagda hıdırallez gelenegi

TEKİRDAĞ’DA HIDRELLEZ GELENEĞİ
Tekirdağ Hıdrellez geleneği, Orta Asya, Anadolu, İslamiyet ve Ortak Balkan kültürünün besleyip günümüze getirdiği kökü Orta Asya Kültürüne dayalı, İslami renge bürünmüş mevsimlik bayramların uzantısı bir ritüeldir.
Hıdrellez geleneği her folklor ürünü gibi ilk çıkış zamanlarındaki aslını koruyamamıştır. Tarihsel, sosyal, kültürel nedenler ve göçlerle değişikliğe uğramıştır. Hıdrellez kültürü geleneği günümüz motifleriyle örülmeye başlanmıştır.
Hıdrellez kuşaktan kuşağa devredilip aktarılan çeşitli zaman birimlerinde katmalarla zenginleşen bir ritüel kalıntısıdır.
Tekirdağ’da Hıdrellez bahar bayramı niteliğinde kutlanan mevsimlik bayramlarımızdandır. Çağlar boyu süregelip zengin kültür değerlerinin oluştuğu Hıdrellez, çeşitli adlarla Tekirdağ’da kutlanmaktadır.
Hıdrellezi Kutlama Nedenleri
Hıdrellez geleneğinin doğuşuyla ilgili rivayetlerin Hızır ve İlyas üzerinde yoğunlaşmasına rağmen kutlama nedenlerini incelediğimiz zaman mevsimlik bayramlardan bahar şenlikleri olduğu öne çıkmaktadır. Hıdrellez yaz başlangıcıdır. Yaz ve kışın ayrılışıdır. Bir yıl Hızır Günleri ve Kasım Günleri diye ikiye ayrılır. Mayıs’ın altısında Hızır günleriyle yaz başlar 186 gün sürer, Kasım’ın sekizinde Kasım günleri başlar 179 gün sürer. Hıdrellez’de baharın gelişi kutlanır, insanlar yaza bayram sevinciyle karşılık verirler. Yazın gelişi bayramdır. Eskiden çoban Bayramı da denirdi.
Hıdrellez Hazırlıkları
Hıdrellez hazırlıklarına bir hafta önceden başlanır. Evlere temizlik badana yapılır, çeşitli yemekler ve yiyecekler hazırlanır.
Hıdrellezden bir gün önce sağmal hayvanı olmayan evlere süt dağıtılırdı. Özellikle sütten börek veya sütlaç yapılır. Hıdrellez için bir gün önceden hazırlanan yiyecekler genellikle hamur işleridir. Bunlar börek, yumurtalı peksimet, poğaça, kolaç, kalburüstüdür. Mısır pişirilir, nohutlu ekmek yapılır.
Yine Hıdrellezden bir gün önce akşam üzeri köyde oturanlar Hıdrelleze çağrılır. Her çağrılan kişi niyet çekmek üzere çömleğe koymak için ufak tefek şeyler verirler. Bunlar su içine konulduğunda etkilenmeyecek şeyler tarak, yüzük, anahtar, eski para, makara halka, kalem, kilit, kolonya şişesi ve benzeri olabilir.
Ayrıca Kuyruk adı verilen yiyecek tepsisi için konulacak yiyecekler hazırlanır. Bu tepsiye isteğe göre her türden yiyecek konur. Bazı köylerde buna Teferrüç Tepsisi adı verilir. Tepside börek, mısır ve piliç bulunur. Hıdrelleze çağırma işini geçen yıl kuyruğu satın alan kişi yapar. Satın almada karşılık olarak hiç birşey verilmez, satış temsilidir. Buna “Kuyruğu satın almak ve kuyruğu satmak” denir. Köylüden ev ev toplanan niyet eşyalarını koymak için bir çömlek bulunur. Eğer seyirlik köy oyunu oynayacaksa önceden giyecek ve aksesuarlar toplanır. Oynanacak oyunun gereçleri önceden hazırlanır.
Hıdrellez şenliklerinin yapıldığı harman yeri, köy meydanı veya ağaçlık alana Eğrek veya Sığır İğreği adı verilir. Bu geniş bir alandır. Her evden toplanan simgeler bir çömleğe konur. Çömlek suyuna 40 yeşil ot yaprağı konur. Çömleğe dere suyu konur. Çömleğin ağzı yeşil veya kırmızı bir yaşmakla kapatılır. Çömlek, açmamış bir gül fidanının dibine gömülür. Bazı köylerde evlerden simge toplanırken evin evlenmemiş en büyük kızından Kısmet Açma-Kilit Açma adı verilen en yakın zamanda evlenmesi için alınır. Çömleğe eşya koyma ve daha sonra niyet çekme adetine Martaval denir. Hıdrellezden bir gün önce komşularla yardımlaşarak Hıdrellez çöreği yapılır. Çöreğin içine para konur.
Hıdrellez Kutlamaları ve İnanmalar
Hıdrellez günü hazırlıklar tamamlandıktan sonra Hıdrellez yerine gidilir. Eskiden köylere yakın tekke, türbe ve yatır yanlarında Hıdrellez eğlenceleri yapılırmış, bugün yalnızca ağaçlık yerlere gidiliyor. Bu yerler köyün konumuna göre dere kenarı, deniz kenarı, harman yeri veya ağaçlık bir alandır. Yerleşildikten sonra bir kız çocuğu ortaya oturtulur, başına kırmızı bir grep örtülür. Çömlek ortaya getirilir. Niyet çekme “MARTAFAL” adetine başlanır. Çömleğin başına geçilerek toplanan simgeler tek tek çıkarılarak mani söylenir. Simgesi çıkan kıza söylenen mani onun talihidir. Hıdrellez günü okunan manilerle evlenmeyen kızların başındaki kilidin açılacağına inanılır. Çömlek, niyet çekme (şans okuma) adeti bittikten sonra bazı köylerde kırılır. Kırılan çömleğin başında toplu bolluk bereket duası yapılır. Bazı köylerde ise çömlek bir kuyuya atılır. Çömlek kuyuya atılırken toplu halde bolluk bereket duası yapılır.
Erkekler kadınların, kızların yaptığı eğlencelere katılmazlar. Ayrı yerde otururlar. Hıdrellez günü genç, yaşlı mutlaka salıncakta sallanılır. Bundan amaç günahlardan arınmadır. (Günahlar sallanırken dökülür.) Erkekler kendi aralarında güreş tutarlar. Kızlar maniler, türküler söyler, çocuklar körebe, çelik-çomak, tura bırakmaca, bezirgan başı gibi oyunlar oynarlar. Kadınların bazıları tepsi çalar. Bir grup hem oynayıp hem söylerler.

Hıdrellez Günü Yemeklerinden Örnekler
Hıdrellez günü hazırlıkları bir gün önceden başlar ve çeşitli yemekler yapılır. Bunlardan bazılarını şöylece sıralayabiliriz:
Yaprak sarması, kapama, oğlak çevirmesi, süt böreği, nohutlu ekmek, pilav, dolma, kurabiye, poğaça, peksimet, sütlü çorba, kavurma, yumurta, kırma, mısır, bulgur pidesi, bakla çorbası, süt paparası, gözleme, güveç, labada sarması, irmik helvası, baklava, büryan, peynir helvası, kalbur tekerlemesi, sütlaç, keşkek v.b.

tekirdag halk giysilerinden örnekler

TEKİRDAĞ HALK GİYSİLERİNDEN ÖRNEKLER
1- ESKİDEN KADINLARIN GİYDİKLERİ ELBİSELER :
1- Grep : a) Buna yazma, çember, tülbent, şami, kıvrak, tartma ve vala da denir. b) Kare biçimindedir.Kenarlar›, iğne oyaları, boncuk oyaları, çeşitli motifler, tığ işi oyalar, şıkırdaklı kağıttan yapılmış oyalar, mekik oyalarıyla süslenir. c) Genellikle ipek cinsi kumaşlardan yapılır. d) Genellikle beyaz renklidir. Bazen desenli ve renkli de olur.Günümüzde de kullanılan bir baş örtüdür.
2- Fistan: a) Buna mintan da denir. b) Bugünkü gömlek görevini yapar. şalvarın üstüne giyilir. c) şile bezinden, basmadan, divitinden yapılır, önü düğmelidir. d) işlemeli veya işlemesizdir.
3- Cepken: a) Gömleğin üzerine giyilir. Yelek de denir. b) Saten yada ipekten yapılır. Alıcı renklerle süslenir. ön kısmı işemeli olanları da vardır. Bazıları sırmalarla üslüdür.
4- Şalvar : a) Desenli yada düz renkli olup ayağa giyilir. b) Yünlü dokuma kumaşlardan, desenli basmalardan, satenden yapılır. Genellikle büyük çiçekli kumaşlar seçilir. c) Paçaları dar, ağı mümkün olduğu kadar kısadır. d) Beli uçları işlenmiş uçkurlarla sıkılır.
5- Bindallı: a) Genellikle kadifeden yapılır. b) Hemen hemen ayaklara kadar uzundur. üzeri simle işlidir. Genellikle düğün ve bayramlarda giyilir.
6- Kuşak: a) Buna uçkurda denir. b) şalvarın beline geçirilir ve lastik gürevini yapar, iki ucunda çeşitli işlemeler vardır. Bel iyice sıkıldıktan sonra işlemeleri görünecek şekilde yandan sarkıtılır.
7- Hırka : a) Pamukludan yapılır. b) Mintanın üzerine giyilir.Kadifeden yapılır.
8- Peşli : a) Beli kuşaklı olup, tüm bedeni örten, ayaklara kadar uzun entari (elbise) dir.
9- Kırmalı Entari : a) Beli lastikli olup tüm bedeni örter. b) Pamukludan yapılır.
10- Çetik : a) Buna terlikte denir. b) çeşitli motiflerle yünden örülür.Bazan yapaktan da örülür.
11- Çorap : a) çetiğe benzer fakat ondan daha uzundur.Düz ve sade olanları olduğu gibi çok süslü ve motifli olanları da vardır.
12- Ferace : a)Siyah düz kumaştan yapılır. b)Arkalığı bele kadar gelir.Bu arkalık arkadan başın üzerine atılır.
13- Şalta : a) Bele kadar, sıkı kollu, yakasız, önü iliksiz bir giysidir.Omuzdan kol ağızına kadar uzunlamasına iner.Etekleri kaytanlıdır.
14- Çarık : a) Genellikle manda derisinden yapılır.Ucu sivridir ve işle bağlıdır. b) Urgani denilen ayakkabılar da giyilir. c) Nalın veya takunya adı verilen tahtadan yapılan ayakkabılar da giyilir. d) özel günlerde kalaş kundura adındaki ayakkabılar da giyilir.
15- Para kesesi : a) Tel ile kılıptanla işlenerek yapılan kese.
16- Ziynet Eşyaları: a) Renkli kurdelaya geçirilmiş altınlar boyna takılır. b) ınci boncuklar, nar taneleri (üçgen boncuklar), boyunlarına ve kollarına mavi boncuklar takılır.
17- Yağlık : a)Uçları işlidir. b) şalvarın üzerine takılır.
18- Fıta : a)Kadınların iş yaparken giydikleri giysidir. b) Sık dokunmuş bir önlüktür.Hota da denir. c) Genellikle düğünlerde iş yaparken bu önlükler bağlanır.
19- Üç etek : a) Etekleri üç ayrı pile şeklindedir.Parça parça göründüğü için bu ismi alır.
20- Mendil : a) Ucu işlemelidir.Beyaz rengi yanında diğer renklerde olanları da vardır. b) Boyna bağlanır.
21- Kalaş kundura : a)çok sert bir ayakkabıdır.

2- ESKİDEN ERKEKLERİN GİYDİĞİ ELBİSELER
1- Başa giyilenler : Sarık : a) Takkenin üstüne sarılır.Sarı renkli büyük, kare biçimindedir. b) Bir, birbuçuk metre uzunluğundadır.Kenarlarına sim geçirilmiş uçları püsküllüdür.
2- Fes : a) Koyu kırmızı renkte, uçları püsküllüdür.Silindir şeklinde etrafı biyelidir.
3- Tata : a) Başa bağlanan her günlük şapkadır.Kıra giderken giyilir.
4- Boyna bağlananlar : Mendil : a) Dört köşeli telle yahut kılabadanla işlenmiştir ve beyaz renklidir.Ekoseli olanları da vardır.
5- Çevre : a) Beyaz ve dört ucu işlenmiş kare şeklindedir.Uçları gergefle işlenir.
6- Yağlık: a) Bir tek ucu işlenmiş ve bezden yapılmıştır.
7- Gömlek : a) Beyaz amerikan bezinden yapılır.Geniş kollu, uçları, yaka kenarları ve etekleri oyalanmıştır. b) Ceketin içine giyilir.Mintan da denir. c) Ketenden ve dokumadan da yapılır.
8- Cepken : a) Yelek biçiminde basmadan içi astarlı olarak yapılır. İçine pamuk doldurulur. şalta adı da verilir. b) Ceketin içine giyilir.Sırmayla da işlenir. c) Kolları tek katlı ve işlemelidir.önü çaprazlıdır.
9- Ceket : a) şalvarın üstüne giyilir.Uzun kollu ve işlemelidir.
10- Potur : a)çuhadan yapılmış, kaytanlı pantolondur. b) Yukarı kısmı geniş, paçalara doğru daralır. c) Genellikle siyah ve lacivert renktedir. d) Dokuma kumaşlardan yapılarak boyanır. e) Poturun uçkurluğuna uçkur geçirilir iki ucu yanlara sarkıtılır.Poturun dizden aşağı tarafları düğmelidir.
11- Uçkur : a) Patiskadan ya da yapağıdan dokunarak yapılır.
12- Kuşak : a) 2-3 metre boyunda genellikle kırmızı renktedir.b) Bele dolanır.30-40 cm. genişliğindedir.
13- Palto : a) Buna gocuk ismi de verilir. b) içi genellikle tüylü olur.
14- Çorap : a) Yünden veya yapağıdan elde örülerek yapılır. b) Düz, sade olanları yanında süslü motifli olanlar daha çok kullanılır.
15- Ayakkabılar : Tulumbacı : a) Deriden yapılır. b) Deri bir kaç kat üst üste getirilerek taban kısmı yapılır.üst kısmı ise tek bir kat deriden yapılır. c) Bu ayakkabılar kış için kullanılır.
16- Çarık : a) Bir tek kat hayvan derisinden yapılır. b) iplerle ayağa sıkıca bağlanır. c) Genellikle yazın tarlaya giderken giyilir. d) Bunlardan başka mes ve çizme de giyilir.
17- Para kesesi : a) Meşinden ya da bezden yapılır. b) Ağzından bir ip geçirilerek büzülür.Meşinden olanların ise ağzına çıtçıt dikilir.

TEKİRDAĞ EFSANELERİNDEN ÖRNEKLER
1- ANAOĞUL KÖYÜNÜN EFSANESİ
Bu köy kurtuluş savaşında düşmanlar tarafından ele geçirilmiş, eli silah tutan erkekler savaşa gitmiş, köyde yalnızca çocuklar, kadınlar va yaşlılar kalmış.Düşman köye girince yaşlıları toplayıp büyük bir binaya kapatmış.Bu ihtiyarlara günlerce işkence etmiş, ıslak urganlarla dövmüşler.Yaşlılara yapılan bu işkencelere dayanamayan bir erkek çocuk düşman askerlerine saldırmış.Askerler onu yakalayıp köy meydanına getirmişler.çocuğun annesi oğlunu orada görünce köy meydanına doğru koşmaya başlamış.Düşman askerleri ateş etmişler.çocuk ve annesi birbirine sarılmış halde bulunmuş.şehit olmuşlar.Köyün adı da “Anaoğul” olarak kalmış.
Anaoğulun mezarı köyün ortasındadır.Daha sonra türbe haline getirilmiştir.
2- ARZULU KÖYÜ EFSANESİ
Bu köyde bir zamanlar Arzu Baba adında bir ihtiyar varmış. Arzu Baba her gece köyün etrafını bir kere dolaşıp, ne olup bittiğini öğrenirmiş. O zamanlar düşmanlar çete halinde köylere saldırıp yağma ederlermiş. Yine bir gece düşmanlar Arzulu Köyüne saldırmışlar. Arzu baba köyü tek başına düşmanlardan korumuş. Arzu Baba öldüğünde de tüm köy ardından ağlamış.Ona köyün kenarında bir türbe yapmışlar. Köye de Arzulu Köyü denmiş.
Hala türbenin yakınında oturan bir aile her cuma akşamı burada mum yakar.
3- ALMALI EFSANESİ
Tekirdağ’ın ilçesi Malkara’ya bağlı Elmalı köyünün, adının nereden geldiğine dair söylenen bir efsanedir.
Elmalı köyü yakınında bir kale varmış. Türkler Rumeli’ye ilk geçtiklerinde kalede yabancılar varmış. Türkler, Trakya’ya ilerlerken bu kaleyi kuşatmışlar. Kale için devamlı “Almalı, almalı, burayı mutlaka almalıyız” diyorlarmış. Türklerin bu arzuları gerçekleşince kalenin yakınındaki köye Almalı köyü adını vermişler. Ancak köyün adı daha sonra Elmalı olarak değişmiştir.
4- BARBAROS YOLUNUN EFSANESİ (KRAL YOLU)
Tekirdağ’a bağlı deniz kenarında bir köy olan Barbaros’da bir bey varmış. çok önceleri Tekirdağ Beyinin oğlu Barbaros beyinin kızına aşık olmuş. Babasından kızı istemesini rica etmiş. Barbaros Beyi kızını bir şartla verecekmiş. Bu şartta Tekirdağ’dan Barbaros’a kadar denizin hemen yanından bir yol yapılmasıymış. Tekirdağ Beyi yolu yaptırmış. Böylece çocukları birbirleriyle evlenmişler. Bir gün Tekirdağ’dan Barbaros’a giderken deniz çok dalgalıymış. Deniz kenarındaki yolda giden araba, atlar ve iki genç dalgalara kapılarak uçsuz denizde boğulmuşlar. Barbaros Beyi gençlerin ölümünden (yolun yapılmasını istediği için ) kendini sorumlu tutmuş.
O zamandan beri denizin içinde taşlardan bir yol bulunmaktadır. Ancak, bazı kısımları çökmüş ve üzerini midyelerle yosunlar kaplamıştır.
5- YUKARI SIRTKÖYÜ’NÜN BEDDUALANMASI EFSANESİ
Tekirdağ’a 15 km. uzaklıkta olan Sırtköy’ün bedduaya uğradığı söylenir. Bir gün köye bir derviş gelmiş. Kaç evden su istediyse hiç bir ev su vermemiş, git kuyudan su al, demişler. Derviş de köylülerin böyle yapması üzerine “Kuyularınız kurusun, köyünüz 32 haneden fazla olmasın” demiş. Bundan sonra kuyular kurumuş. Köy 25 hanedir. Su ihtiyaçlarını Aşağısırt (Yeşilsırt) köyünden karşılarlar.
6- SARI KIZ
Yıllar önce Tekirdağ’da sarı kız adında bir kız varmış. Bunlar ninesiyle bir mağarada yaşarlarmış. Bunların çok sevdikleri bir keçileri varmış. Keçinin bir memesinden bal, diğerinden süt akarmış. Bir gün sarı kız keçiyi sağmaya gitmiş, bir ses duymuş “haykırarak mı geleyim? Kükreyerek mi? “ kız çok korkmuş. Gidip ninesine anlatmış. Ninesi de “Haykırarak gelmesini söyleseydin” demiş. Ertesi gün sarı kız tekrar mağaraya gitmiş. Aynı sesi duymuş. “Haykırarak gel” demiş. O anda büyük bir gürültü işitilmiş. Sarı kız kaybolmuş. Yapılan sarı kız tekkesine dilek dileyip, mum dikerler. Bu türbe Kız Enstitüsünün yanındadır.
7- BARDAKLI BABA EFSANESİ
Karaevli köyüne ait bu efsane savaş zamanında geçmektedir.Köyün olduğu yerde savaşlar oluyormuş.Savaş sırasında Karaevli denilen bir adam tek bir çanakla susayan tüm askerlere su veriyormuş.Bu arada çanağındaki su hiç bitmiyormuş.Ancak, osırada bir düşman askerinin kılıcıyla vurması sonunda Karaevlinin kafası uçmuş.Fakat kafasını eline alarak yürümeye başlamış, görenler çok şaşırmışlar.Bir süre sonra Karaevli yere düşmüş.Düştüğü yere türbesi yapılmış.
Karaevli’ye de Bardaklı Baba denilmiş.
8- KARACAKILAVUZ EFSANESİ
Karacakılavuz isminin bir efsaneye dayandığına inanılır.Köyü, Bulgaristan’dan gelen 82 muhacir kurmuştur.Bunlar on aile olup yerleşecek yer ararlar.Bu sırada önlerine çıkan karaca onlara epeyce öncülük eder.Göçmenler bu sırada ahşap, terkedilmiş bir bina bulup onun yanında kalmayı düşünürler.Bulundukları yere isim verirken “Bize bu karaca kılavuzluk etti.O yüzden buraya karaca kılavuz adını verelim” diye düşünmüşler.Böylece köye Karacakılavuz denmiş.

tekirdag türkülerinden

TEKİRDAĞ TÜRKÜLERİNDEN ÖRNEKLER

İNCE GİYERİM İNCE
öyküsü : Bir pazar günü iskeleye gemi yanaşır.Mürettebatı karaya iner.Bir subay, karşıki evlerden birinde bir kız görür aşık olur.Kız da subayı beğenir.Camdan seslenir :
ince giyerim ince
Pembe yakışır gence
insan bir hoş oluyor
Sevdiğini görünce
Ooo sen yana ben cama
İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana
Derelerin çakılı
Nerden aldın akılı
Döne döne oynuyor
Ağabeyimin çakırı
Ooo sen yana ben cama
İkimizin resmini çıkarsınlar yan yana
BAĞA GİRDİM BAĞ BUDANMIŞ
Bağa girdim bağ budanmış
Bağa bülbül dadanmış
Onbeş yaşında da
Nazife de hanımım
Kimlere aldanmış
çıktım şarköyün yoluna
Sıra sıra zeytinler
Onbeş yaşında da
Nazife de hanımıma
Yazık ettiler
O tepeden bu tepeye
Oyun olur mu?
Onbeş yaşında da
Nazife de hanımıma
Doyum olur mu?

ÇAVUŞ
Gide gide gitmez oldu dizlerim
Ağlamaktan görmez oldu gözlerim
El oğluna geçmez oldu sözlerim
Beri gel a yarim beri gel ben adam yemem
Ellerin yarine benim ol demem
Gide gide iki balkon arası
Yaktı beni kaşlarının karası
Bilmem sevda, bilmem bıçak yarası
Beri gel a yarim beri gel ben adam yemem
Ellerin yarine benim ol demem.
Gide gide bir meşeye dayandım
Dayandım da al kanlara boyandım
Vurma çavuş ben dünyama doymadım
Beri gel a yarim beri gel ben adam yemem
Ellerin yarine benim ol demem.
MANDALARI KARAMAN
Mandaları karaman
Kaybolursa aramam
Ben bir esnaf kızıyım
çiftçilere yaramam
Of aman dağlar engine
Ana baba dinleme git dengine
Mandaları malaklı
çeşmeleri yalaklı
Tekirdağ’ın kızları
Hepsi alma yanaklı
Of aman dağlara bağlara
Annem verse ben gitmem
Yüz koyunlu ağalara
Dere boyunda tütün
Yaprağı bütün bütün
O yar benim olmazsa
Tekirdağ yansın bütün
Of aman yansın dağlar engine
Analar kız doğuruyor
Vermiyorlar dengine

KEMALLER TÜRKÜSÜ
Boynumdaki Osmanlı
Vuruyor dizlerime
Bu sabah yari gördüm
Ne mutlu gözlerime
Gümbürdesin Kemallerin kuyusu
Yarim güzel ayrılamam doğrusu
Bir tane nişasta
işittim yarim hasta
Hasta mısın a yarim?
Yazdırayım bir muska
Gümbürdesin Kemallerin kuyusu
Yarim güzel ayrılamam doğrusu
Masa üstünde koku
Al şu mektubu oku
Seni sevdim seveli
Girmez gözüme uyku
Gümbürdesin evimizin kuyusu
Yarim güzel ayrılamam doğrusu.
TEKİRDAĞ MUTFAK KÜLTÜRÜNDEN ÖRNEKLER

TARİHİ GELİŞİMİ
Bilindiği gibi Tekirdağ ve çevresinde yerleşen vatandaşlarımız ;Rumeli Fatihi Gazi Süleyman Paşa ve 1.Murat Beyle beraber yöremize göç eden Gazi Dervişler, Ahı Dervişler ve Yürük, Türkmen dediğimiz vatandaşlarımızdan teşekkül etmiştir.1854 yılından sonra Karadeniz üzerinden Balkanlara yerleşen Kırımlılarla beraber 1876/1877 Osmanlı-Rus Savaşı kısaca 93 harbi denilen savaş sonrası Bulgaristan, 1924′te mübadele ile gelen Selanik, Serez, Yenice göçmenleri , Makedonya ahalisi, 1930-34 yılları arasında Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi olan ahali Trakya ve çevresinde mevcut kasabalar, çiftliklere yerleşmişler kendi mutfak kültürlerini getirmişlerdir.Yörenin yerli ahalisinin zengin mutfak kültürü karşısında kendi mutfak ve yemek kültürlerini muhafaza etmişlerdir.Sonuç olarak Tekirdağ ve çevresinde çok zengin bir MUTFAK KÜLTÜRÜ meydana gelmiştir.